3 Şubat 2018 Cumartesi

Askerlik ve İlişki Hakkında / 3. Ay

Merhabalar,
Bu yazımı evimden -Trabzon'dan- yazıyorum.Yaklaşık 20 gündür buradaydım, yarın geri dönüyorum. Pazartesi üniversite hayatımın son dönemine başlıyorum bu yüzden kendimi sık sık bu düşüncenin içinde yoğrulur ve bundan sonra ki hayatımda neler yapacağımı düşünürken buluyorum gerçi biliyorum hayatta bir çok şey hiç de plandığımız gibi gitmiyor ama kişilik meselesi işte düşünmeden de duramıyorum, neyse ki yeni bir hayata başlayacak olmaktan -ne yapıyor olursam olayım- mutluyum. Tatilim genellikle evde tam da istediğim gibi ailemle vakit geçirip dinlenerek geçti. Kardeşim saydığım arkadaşlarımla görüştüm, sevdiğim mekanlarda onlarla zaman geçirdim. Elimde olsa sanırım bir süre daha geri dönmez burada kalırdım, Serkan da olmayınca benim için Sakarya'ya dönmenin pek bir anlamı yok doğrusu. Konuyu Serkan'a gelmişken her ayın sonunda yazmayı planladığım şu askerlik yazısını -yeni bir aya girmiş de olsak- yazayım, sıkıcı mı oluyor bilmiyorum ama erkek arkadaşını askere gönderecek veya benden sonra göndermiş bir çok arkadaşım benden bu konu da sık sık tavsiye aldığına göre bence hiç faydasız da diyemeyeceğim. 

Gelelim asıl mevzuya dağıtım izni sırasında ben Sakarya'daydım bu yüzden sık sık ve rahatça görüşebildik. 29 Aralık günü geldiği için de yılbaşına beraber girme şansımız oldu, 5. yılbaşımızı da böylece beraber kutladık. Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama ben böyle günlere çok önem veriyorum, hediye almalı yada partiler yapmalı bir önem değil tabii ama yeni bir yıla yan yana sarılarak girmek yada başka bir özel gün de olabilir bu, güzel sözlerle o günü yan yana karşılamak benim için çok önemli, bu yüzden yeni yılda benimle olabildiği için gerçekten çok mutluyum. İzin süresi 1 hafta idi en iyi şekilde dolu dolu değerlendirdik, hem arkadaşları ile hasret giderdi hem ailesi ile. Bu izin günlerinde anlayışlı olmak çok önemli zira ben normal bir zaman olsaydı en çok benimle zaman geçirsin ister belki de olay çıkartırdım fakat şunu kabullenmek gerekiyor orada herkesten ve her şeyden uzakta bu yüzden herkesi görmek herkesle zaman geçirmek istemesi çok normal, mesela evden çıkmak istemiyorsa kendinizi üzmenizin hiç bir anlamı yok, evini, koltukta yayılmayı, annesiyle oturmayı özlemiş olması kadar normal bir şey yok. 

İzin bitip usta birliğine de geçince mesajlaşmalarımız biraz azaldı, aramalarımız da öyle çünkü artık daha yoğun oluyor, gün sonunda da çok yorulmuş oluyor arasa bile bir çok telefon konuşmamız 5 dakikayı pek aşmıyordu, özellikle ilk zamanlar. Kısa bir süre sonra tabur komutanı habericisi oldu, tüm gün komutanla olduğundan yine acemi deki kadar mesajlaşıp konuşamıyoruz ama bunu çok sorun etmiyorum, en azından rahatı, huzuru yerinde, komutanı da çok iyi birisi yani yoğunluk ve yorgunluk hariç hiç bir sorunu yok o iyi olunca bende iyiyim. 

Sadece geçen hafta kısa süreli ama yoğun bir sıkıntı ve üzüntü hissettim diyebilirim o da sanırım özlemin birikimi ve kaybetme korkusundan kaynaklanıyor. Hayatlarımızın ayrılaşmaya başladığını hissettim, orada arkadaşları, sorumlulukları var ve bunlar benim dışımda, göremediğim, dahil olamadığım şeyler sık sık konuşamadığımız için paylaşımda aza inince kendimi çok yorgun ve bir birimizden uzak hissettim ve bunu onunla paylaştım, konuştuk o hissettiklerini ben hissettiklerimi söyledim ve bu içimizi boşaltma bence ikimize de rahat bir nefes aldırdı. 

Bunların dışında kalan 17 gün izni kullanmama kararı aldık. Eğer kullanmazsak 253 gün kalmış oluyor. E zaten Ankara yakın hiç gitmesem ayda bir kez gidebilirim, ailesi de gidiyor bu yüzden izin kullanmaya gerek yok diye düşündük. Zaten Mart ayında Serkan mecburi bir ameliyat geçirebilir Şubat sonunda ki doktor kontrolüne bağlı o durumda şuan. Eğer ameliyat durumu olursa 30 gün boyunca Sakarya'da olacak ve askerliğinden sayılacak o günler yani izin kullanmak çok gereksiz geldi tabii dayanamayız ya da ailesi dayanamaz o zaman durum değişebilir bakalım zaman gösterecek. Dün sabah askerlik 18 ay oldu diye bir haberle uyandım bir de kalbime inecekti az daha neyse ki yalan habermiş. 

Durumlar şimdilik böyle, öpüyorum sizleri, tatlı canınızı hiç bir şey için sıkmayın, bu dünya gelip geçici, tüm dertler, tüm kavgalar gelip geçici. Sorumluluklar elbette var ama kalan zamanlarımız da vahlanmak yerine kalbimizi, zihnimizi ve vicdanımızı tatmin etmek, küçük mutluluklarla şenlenmek en iyisi... 

28 Aralık 2017 Perşembe

Askerlik ve İlişki : 2. Ay

Günlerim genel itibari ile yoğun geçiyor, finaller başladı çünkü. Ders çalışmaktan hoşlanmasam da bu yoğunluktan hoşnutum, böylece zaman hızla akıp gidiyor. Bu yıl son senem ve artık ciddi anlamda okul denen illetten kurtulmak istiyorum, gerçi mezun olanlar şimdi böyle söylediğin için pişman olacaksın, okulu çok özleyeceksin diyorlar ama bilemiyorum. Lisedeyken de bitince liseyi özleyeceğimi söylerlerdi, hiç özlemedim. Okul hayatına dair özlediğim tek yer anaokulu :D Bu yüzden sanmıyorum ki üniversiteyi özleyeyim. Düşününce şaka gibi geliyor 16-17 yıllık eğitim hayatım bu yıl sonlanıyor -açıköğretimi saymassak- garip bir duygu aslında. Sanki seneye yepyeni bir hayata uyanacağım gibi hissettiriyor. Her neyse...

Gelelim diğer meseleye; bu ayın sonunda askerlikle ikinci ayımız bitiyor. Her ay bununla alakalı yazı yazmayı planlamıştım, yazacağım da. Geçen sefer de söyledim sanırım, hem bana iyi geliyor, hem geleceğe anı bırakmışım gibi hissettiriyor hem de günün birinde benim gibi birisi"acaba erkek arkadaşım askere gidince bizi neler bekliyor?" diye merak eder ve araştırmaya koyulursa ona fikir olsun istiyorum.

İkinci ay içerisinde aslında çokta önemli gelişmeler olmadı. 1 veya 2 hafta önce usta birliği belli oldu. Belli olacağı günü daha öncesinden öğrendiğimizden o gün gelene kadar heyecandan öldük ikimizde. O güne kadar ne dualar ettim, ne kadar yalvardım iyi bir yer olsun diye bir Allah bir de ben biliyoruz. Ve istediğimiz gibi de oldu sonuç, acemi birliği Ankara'daydı, usta birliği de yine Ankara çıktı. Gerçekten nasıl sevindiğimi anlatamam, riskli bir yer çıkarsa korkusu bir yandan, uzak bir yer çıkar da görüşemeyiz stresi bir yandan içim içimi yemişti beklerken fakat korktuğumuz gibi olmadı. Normalde acemi birlikleri genellikle bir ay oluyor fakat Ankara'da onun bulunduğu yer de iki aydı bu yüzden dağıtım iznine de bu cuma geliyor, yani yılbaşında beraberiz. Yılbaşına denk geldiği için de ekstra mutluyum 2013'den beri tüm yeni yıllara birlikte girdik ve buna ayrı gireceğimiz için üzülüyordum fakat şans yine güldü ve 2018'e de beraber giriyoruz. Gerçekten şanslı bir çiftiz, ben kişisel olarak da şanslı bir insanım aslında ama o ayrı bir mesele. :)

Peki ilişkimiz nasıl gidiyor? Ruhsal olarak ayrı ayrı nasılız? Aslında her şey oldukça yolunda. Uzaklık duygusal anlamda iyi geldi bile diyebilirim, özlemek ve beklemek, sabretmek gerçekten aramızda ki bağı güçlendiriyor bence. Bunun yanında belki saçma gelecek ama ona karşı bir hayranlık duygusu da yeşermeye başladı içimde, kıyafetin etkisinden mi yoksa o psikolojiyi kaldırmasının etkisi mi bende anlayamadım ama onunla ilgili her duyguya kapılarım sonuna kadar açık. Özlem bağları güçlendirse de zor günler de yaşatmıyor değil. Saçma sapan yerler de insanın aklına geliyor, bir şarkı da, yürüdüğün bir yolda, bir sohbetin içinde... Ama bunların da keyfini çıkartmak gerekiyor çünkü nereye giderseniz gidin bu tarz bir özlemi bir daha asla yaşayamayacaksınız, kıymetini bilmek gerek. Ruhsal olarak ise zor zamanlar geçirdiğim olmadı desem yalan olur, zor günler de geçirdim normalde en ufak sıkıntımda -ondan kaynaklansa bile- ona koşardım haliyle şimdi koşamadım, koşmak istemedim çünkü zaten eminim oda ruhsal olarak sıkıntıdayken huzur vermek yerine huzursuz etmek istemedim. Nitekim sürekli de mutsuz değildim ve mutsuz kalmadım, genele baktığımız da bence ikimiz de iyi idare ettik, ediyoruz.

Tüm bunların yanında askerlik psikolojisi zor bir şey. Bir sürü insanla aynı yerde yaşamak, kurallara uymak zorundasın, her gün aynı şeyler, belli bir alan, çoğunlukla sevmediğin yemekler, uykusuzluk, soğuk, özlem ve tüm bunlara rağmen güçlü olmak gerekiyor. Hep bunu düşünüyorum bu yüzden, ben evimdeyim rahatım, huzurum yerinde. Ona da huzur vermeliyim diye düşünüyorum hep sanırım ana şartta bu; huzur vermek. Hele başlarda şu 1 hafta önceye kadar hiç bir olumsuzluktan bahsetmiyor, hep harika bir sesle telefonu açıyordum, beni neşeli görünce sesi kötüyse bile konuşma ilerledikçe düzeliyordu. İtiraf edeyim 1 haftadır ara ara mızmızlıklar yapmaya başladım, gücüm azalmaya başladı bende zaten gelecek diye abartmadan kendimi saldım çünkü giden için olduğu kadar bekleyen içinde zor. Tüm sorunlarını, sıkıntılarını paylaşırken bir anda paylaşamaz oluyorsun. 

Sonuç olarak yoğun bir özleme rağmen her şey şimdilik yolunda ama bence asıl askerlik usta birliğine geçtiğinde başlayacak. Tek şansımız yakın olmamız böylece ne zaman istersem gidip görebilirim bundan dolayı içimi sıkıntılarla doldurmak istemiyorum. Eğer sizinde gitmesi yakın bir sevdiğiniz var ise hiç endişe duymayın, günler hızla akıp geçiyor, özlem aradaki bağı kuvvetlendiriyor ve sevgi katlanıyor. Bunun haricinde geriye yapılacak çok az şey kalıyor, sığınacak liman ve bol huzur kaynağı olmak, ha bir de sabırlı olmak. Sabrın sonu selamet demişler ya bence gerçekten öyle. Tabii daha ikinci ay bitti, kalan on ayda bizi neler bekliyorum bilmiyorum ama bence güzel günler çok yakında...

5 Aralık 2017 Salı

Gelin Laflayalım / Şebnem Ferah

Daha önce hep hava kararmaya başladığında yine gün bitiyor diye üzülürdüm, yapacak çok şeyim olduğundan falan da değil aslında sadece gün geçip gitsin bitsin istemezdim hiç. Şimdilerde her akşam gün bittiği için neredeyse zil takıp oynayacak hale geldim, gelmesini beklediğim birisi var biliyorsunuz bu yüzden zaman ne kadar hızlı geçerse, günler ne kadar çabuk biterse o kadar iyi benim için.

Sanıyorum önceden bomboş oturma vaktimin çok olmasından keyif alıyor ve bu bitsin istemiyordum, tabii bir de ertesi gün yapılacak işlerde vardı. Artık aman kendime boş dakika bırakmayayım diye kıvranıyorum. Normalde hele de bu kötü havalarda üşenmekten ne dışarı çıkabilen ne okula falan gidebilen birisi iken sırf o günü de hızlıca sonlandırabilmek için vaktimi sürekli bir şeylerle değerlendirme çabasına girdim, bir taraftan keyifli de oluyor böylesi.

Bugün 328 günümüz kalmış, ben saymıyorum aslında çünkü insanda psikoloji kalmaz bunca günü saysa ama o söyledi dün 329 kaldı diye. İnsana küfür gibi geliyor bunca gün ama iyi tarafından bakıyorum henüz hiç bir sorun yaşamadık, o iyi, ben iyiyim. Her şey yolunda yani dolayısı ile yapılacak en güzel şey başka şeylere odaklanıp zamanın akışını unutmak, ancak unutursak çabucak akacak.

Bunların yanında ailemi de özlüyorum tabii ki. Neredeyse 3,5 aydır eve gitmedim, finallerin bitmesini bekliyorum, önceden Serkan dayanak olurdu burada, şimdi o da yok ama kendi kendime de idare edebiliyormuşum. Yatak döşek depresyon yaşarım gibi geliyordu ama beklediğimden kat kat iyi üstesinden geliyorum.

Bir de grip oldum 1 haftadan fazladır böyleyim. İlaç içtim, meyve yedim, bitki çayları yaptım,yaptım da yaptım. Geçmeyince geçmiyor işte. Artık kendi haline bıraktım, elbet geçer üzerime yapışıp kalmayacak ya.

Neyse bende durumlar işte böyle, sizler nasılsınız? Hayatlarınız nasıl gidiyor? Lütfen yorumlar da anlatın. Şuraya bir de sevdiğim Şebnem Ferah şarkılarından birisini bırakayım, umarım seversiniz. Ben Şebnem Ferah şarkılarının hastasıyım. Kadının çok güçlü bir sesi var, söylediği şarkılar çok iyi, çok güçlü şarkılar. Özellikle bir kaç yıl önce bağımlı gibi kulaklıklarımı takar dinlerdim onu, dinlemeye ihtiyaç duyardım. Şimdiler de eskisi kadar dinlemesem de en çok kimi dinlemeyi seviyorsun deseniz hiç düşünmeden Şebnem Ferah derim. Öpüyorum :)


2 Aralık 2017 Cumartesi

Hayat Hakkında / Manuş Baba

Dün sabah herkesten önce uyanıp güneşlikleri açmaya başladığımda farkettim ki gözlerimiz kapalı yaşıyoruz sanki. Camın önüne oturup dışarıyı seyrettim, gerçekten uzun bir süre. Yaprakların uçuşarak dallardan düşüşünü izledim, rüzgarın ıslığını dinledim. Mesela karşı evin bahçesinde iki tane nar ağacı varmış Eylül ayından beri buradayız ve bunu dün sabah farkettim, günde belki 2 belki 3 kez geçiyorum o evin önünden. Sonra tam karşıda kocaman büyük bir ağaç var yapraklarının ne kadar azaldığını dün farkettim, geldiğimizde ne kadar gür ve heybetliydi ancak şimdi dalları çıplak kalmaya yüz tutmuş. Günde kaç kez geçtiğim sokakta ki şeyleri bile farketmiyormuşum. Görmek için önce bakmak gerekir ya bizler bakmıyoruz bile. Okula mı gideceğim? Aceleyle evden çıkıp koşa koşa durağa git dolmuşa bin ve aynı şekil de eve geri dön. Bazen her şeyin tam ortasındayken durup derin bir nefes almak gerekmez mi? Bizler nefes aldığımızı bile unutarak yaşıyoruz çoğu zaman.

Ve yine dün küçücük bir ana şahit oldum, dersten çıkmış durağa doğru ilerliyordum, bizim kampüste çok fazla köpek vardır. Bir kaç kız küçük bir köpeği uzun uzun sevdiler sonrasında ileriden bayağı büyük bir köpek kızlara doğru geldi, belli ki o da sevilmek istiyordu ancak büyüklüğü sanıyorum kızları korkuttu ve oradan hızla uzaklaştılar. İçim o kadar burkuldu ki, bir canlının diğerinden öyle sevgi beklemesi, kafasının okşanmasını istemesi... Gittim yanına çimlere oturdum uzun uzun sevdim öpüp kokladım ve yeniden bir kez daha farkettim ki insan yada hayvan farketmez bir canlıyı mutlu etmekten daha değerli hiç bir şey yok. O sevilerek ve mutlu bir şekilde güzel bir uykuya daldı ve ben de o huzurla evime döndüm. 

Hayat tamda sanırım bu kadar bir şey. Bir yaprağın rüzgarda dans ederek yere inişini izlemek ve bir köpeğin başını okşamak gibi bir şey. Hayatın bize vereceklerini farketmek gerekiyor belki de. Hava ne kadar kapalı gökyüzü çok gri diye hayıflanmamak lazım birazdan yağmur yağacak ve dışarısı mis gibi toprak kokacak diye düşünmeli... 

O halde bu faslı bir şarkı ile kapatalım diyorum, bu aralar çok popüler birisi var ya "Manuş Baba" ondan bir şarkı koyalım buraya. Ben aslında geçen haftaya kadar hiç dinlememiştim, herkes dinliyor ya kesin abartılmıştır diye düşünüyordum, çok şişirme sanatçılar oluyor çünkü. Geçen hafta erkek arkadaşımla görüşmüştük ya, o dinletti. Çok beğendim, müzik,sözler muazzam, seste güzel. Yeni şeyler konusunda istemeden hep ön yargılı davranırım, yenilikten de pek hoşlanmıyorum galiba her neyse beğendim yani, herkes gibi benim de içime dokundu galiba. Neyse şarkıyı ekliyorum, umarım hiç dinlememiş olanlar beğenir, zaten dinlemiş olanlar da düşüncelerini yazarsa çok memnun olurum. Öpüyorum.


28 Kasım 2017 Salı

Askerlik İlişkiyi Etkiler mi? Nasıl Etkiler? 1. Ay

Bir aydır ertelediğim Bilim Felsefesi ödevim için oturmuştum aslında bilgisayarımın başına, hocamız bilgisayarda yazmamazı istemiş ödevi -daha az önce öğrendim- onu yazayım diye oturdum, ha bir de bir iki kaynakta internetten bulayım diye -makale falan işte- Gel gelelim ki bir anda blogum düşüverdi aklıma, illa da bir şeyler yazmam gerek diye içim içimi yedi sonuç olarak daha başlamadığım ödevimi yarıda bırakıp buraya koştum, sonra ona devam edeceğim.

Madem öyle biraz sohbet edelim diyorum ne dersiniz? Bugün sabahtan beri yazsam mı yazmasam mı diye düşündüğüm aklımı kurcalayan bir konu vardı aslında sanırım bundan bahsedeceğim. Benim şu aralar hayatımın odak noktası ve en önemli gündemim askerlik. Erkek arkadaşımın askere gittiğinden zaten daha önce ki yazılarımda bahsetmiştim. Şuan bahsetmek istediğim konu ise sanırım bu süreç olacak. Belki okuyanlara gereksiz gelebilir fakat bu askerlik konusu ortaya atıldığından beri daha kesinleşmediği zamanlarda bile ben iyiden iyiye tedirgin olmuş, biraz da stresli birisi olarak acaba süreç nasıl ilerleyecek, aramızda neler değişecek, ilişkimiz nasıl olacak diye düşünmeye başlamıştım. Hatta bu yüzden internetten başkalarının tecrübelerini araştırmış, kendime yol haritası çizmeye çalışmıştım. Bu yüzden istiyorum ki benim gibi birileri varsa belki onlara yararı dokunacak bir şey olur çünkü ben cidden içimi oldukça karartan saçma sapan şeyler de okumuştum. 

Öncelikle şunu söylemem gerekir; size şunu veya bunu yapın demeyeceğim yada illaki şöyle böyle olur da diyemem sonuçta herkesin yaşantısı, kişiliği, ilişkisi bir birinden farklı bambaşka insanlarız. Sadece kendi tecrübelerimi bu bir yıl içinde zaman zaman -kimseyi de bu konuyla bunaltmadan-yazmak istiyorum. Bu yazdıklarım hem size önden bir bilgi, hem bana içimi dökme fırsatı hem de geleceğe güzel bir anı olacak. O halde lafı yeterince uzattığıma göre başlayabilirim...

Öncelikle Serkan yani erkek arkadaşım askere Kasım ayında gitti, Ekim'in 13'ünde nereye gideceği belli olmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam da tecilini Ağustos veya Temmuz ayında kaldırdı. Şuan Ankara'da acemi birliğinde askerliğini yapıyor, onun acemisi iki ay sürecek. 
Gidelim neredeyse 1 yıl öncesine, Serkan, 1 yıl öncesinden beri durmadan bu askerlik düşüncesini ortaya atıyordu, tabii ben direk yıkılma moduna giriyorum ne yaparım ne ederim, asla dayanamam, onsuz yapamam gibi... Sürekli gittiğini düşünüyordum ne bileyim işte bazen kahkahalarla bana bir şeyler anlatırken bir anda bu hallerini ne kadar özleyeceğimi, giderse bir yıl bunlardan mahrum kalacağımı düşünüp ağlamaya başlıyordum. Sonra dediğini yaptı ve tecilini kaldırıp gerekli işlemleri yaptı Kasım'ın 2'sinde teslim oldu. Gitmesine son 1 ay kala resmen ölecekmiş gibi davrandığımı kabul ediyorum, sanki Kasım geldiğinde sonsuza kadar gidecekmiş gibi... O güne kadar neredeyse her gün internetten yada tecrübeli insanlardan nasıl davranmam gerekir, gittiğinde nasıl olacak, acaba aramız nasıl olacak diye sorup araştırdım. İnternette gerçekten çok umutsuz şeyler yazıyor, bir çok kişi de geldiğinde bambaşka birisi olacak diyordu. Belki de öyle olacak henüz bilmiyorum gideli henüz bir ay oldu. 

Peki şuana kadar durumlar nasıl ilerdi? Nasıl gitti? Bir kere iletişim tabii ki eskisi kadar yoğun ve sık olamadı fakat zaten bunun gayet bilincindeydim hatta beklentimi o kadar aşağıda tutmuştum ki bu konuda neredeyse hiç zorlanmadım. Zaten tüm sevdiklerini geride bırakıp zor koşullara gitmiş bu yüzden sığınabileceği bir liman olmalıyım diye düşündüm her zaman. Özellikle ilk günler telefonu her zaman güzel bir sesle açmaya çalıştım, asla ağlamadım -ki bu benim için inanılmaz zordu- Şöyle düşünün sevdiğiniz insan, her gün yanınızda olan insan, bambaşka kimseyi tanımadığı bir yerde, yaşayacağı alan belli, sürekli kendisine emir veriliyor, normalde kalktığı saatten en az 2-3 saat önce uyanıyor, 50-60 kişi ile aynı odada uyuyor ve daha neler neler bu yüzden iyi hissetmeye ihtiyacı var bende bu yüzden her zaman iyi hissetsin diye uğraştım zaten oda bir iki haftadan sonra iyice alıştı, arkadaş edindi. Kaldı ki bizim şansımız Sakarya ile Ankara'nın yakın olması oldu yani o gittikten iki hafta sonra kalkıp onu görmeye gidebildim. Hayatımın en gururlu günlerinden birisini daha yaşamış oldum böylece, sevdiğiniz insanı o şekilde asker olduğunu görmek, o dimdik duruşunu görmek çok gurur vericiydi, en azından benim için. Bir kaç gün önce de yemin töreni vardı işte hayatımın en gururlu günü de o gündü, gözlerim doldu, heyecandan elim ayağım titredi, bilmiyorum ben mi çok abartıyorum, çok büyük ve değerli mi görüyorum böyle şeyleri ama içim öyle büyük bir gururla doldu ki anlatamam gerçekten. Sanki bir daha sevdim onu öyle bir his. Yani tüm bu süreç boyunca tek bir olumsuz şey yaşamadım. Sadece çok sabırlı olmaya çalıştım, günde 5 dakika konuşuyorsak sesini duydum ya şükür dedim içimden hep. Zorlanmadım değil zorlandım çünkü alışmışız her saniye konuşalım, ne olduysa hemen anlatalıma ama gidince öyle olmadı bazen anlatmam gereken bir şey olduğunda bir hafta ertelemeyi öğrendim. 

Sonuca gelmem gerekirse gerçekten şunu söyleyebilirim bence eğer taraflar bir birini seviyorsa sabretmek gerekir, her koşula karşı sabretmek ve bir birine liman olmak gerekir. Bilemiyorum belki daha 1 ay olduğundan böyle konuşabiliyorum, belki 5 ay sonra çok daha farklı şeyler söyleyeceğim ama şuanlık durumlar ve hislerim böyle. Şimdilik içimde özlemin büyüttüğü bir sevgi var, giderek artıyor. Büyük bir gurur var oda biraz gözlerimi dolduruyor. Ha bir de biraz çaresizlik var oda elimden bir şey gelmemesinden ama hepsi geçecek çünkü zaman gerçekten hızla akıyor... Yani mutluyum diyebilirim, eğer aynı durumu yaşıyor yada yaşayacaksanız canınızı sıkacak hiç bir şey yok. Bu günler daha güzellerinin başlangıcı, iyi bir hayat dersi. Öpüyorum, kendinize iyi bakın :)

26 Kasım 2017 Pazar

Öyle Böyle

Hayatta çok zor günler var, gerçekten boğazımızı düğümleyen bazen bizi hıçkırıklara boğan... Yüreğimizin yerinden söküldüğü, aklımızın almadığı çözümsüz zamanlar var. Bazı şeylerin çözümü, çıkışı yok onlar için gereken tek şey zaman. Bende oturmuş bana biçilen sürenin geçmesini bekliyorum ve geçecek, her şey eskisinden çok daha güzel olacak biliyorum.

Tüm bu hissettiğim duygulara rağmen bugün aynı hayat beni kahkahalara da boğan hayat oluyor. Belki de hayatı güzel yapan tüm bunlardır. Belki de bu kendimi avutma yolumdur, her neyse sonuç olarak her şeye rağmen keyfim yerinde diyebilirim çünkü zaman akıp geçiyor. Düşünsenize bunları yazmaya başladığımdan şuana kadar kaç dakika geçip gitti bile. Önemli olan her anın değerini bilmek, güzel yada kötü her anımız o kadar iyi ki.

Onun haricinde sabah bir boğaz acısı ile uyandım ki sormayın gitsin, kısa sürede geçecek gibi de durmuyor. Her an kendimi antibiyotiğin kollarına bırakabilirim ama direniyorum. Bu sırada bu satırları yazarken Star Tv'deki bu sezon başlayan Dolunay'ı izliyorum, fena bir dizi değil ama ne bu başroldeki kızı ne de çocuğu hiç bir zaman sevemedim, gerçek isimlerini bile bilmiyorum. 

Şimdi gidiyorum, öyle dolu dolu bir şeyler yazmadım ama idare edin artık. Şuan saat 22:12, bu yüzden benden hepinize iyi geceler gerçi ben şimdi gidip koca bir tabak dolusu mantı yiyeceğim bu saatte ama olsun, yemek yemek her saatte güzeldir yine de siz yapmayın, öpüyorum :) Durun geceye bir müzik de bırakayım da dinleyin. 


Ben bunu dinlemekten öyle büyük haz alıyorum ki anlatamam. O ses, o sözler. Tam anlamı ile mükemmel. Söyleyecek başka söz bulamıyorum. Sadece bana kendimi iyi hissettiriyor umarım dinlersiniz ve size de aynı güzel şeyleri hissettirir. Tekrar öpüyorum :)

23 Kasım 2017 Perşembe

Sohbet/ Müzik Önerisi : John Lennon

Ne zaman bir şey yazmaya kalksam en çok zorlandığım şey başlık bulma konusu oluyor biliyor musunuz? Çünkü hani genellikle şu kitap, bu film, şu bu yemek hakkında yazmıyorum -onlara başlık bulması kolay- genelde neler yaptığımı, duygularımı düşüncelerimi falan anlatıyorum ya burada yani günce gibi kullanıyorum aslında burayı bu yüzden işte başlık bulmak zor oluyor benim için. Her neyse yine öylece yazacağım işte... Şuan biraz heyecanlı ve gerginim de. Mideme kramplar giriyor belki bir iki kelime bir şey yazarsam rahatlarım diye düşündüm.

Havalar birden soğudu, bir çok yerde yükseklere ilk kar düşmüş bile. Bu yıl için bu evi tutarken ara kat olduğundan çok sıcak olacağını düşünerek tutmuştuk lakin hiç de öyle olmadı. Soğukların başlayıp Ekim ayının kapıyı çalmasıyla ben çoktan üşümeye başlamıştım bile ve Kasım ayının son günlerini yaşarken havanında iyice soğuması ile şuan kendimi donma moduna aldım. Böyle giderse bu kış bu evde donacağım gibi görünüyor. Bunun dışında Pazartesi günü göz doktoruna gittim, uzağı ciddi ciddi göremez olmuştum daha önce de gözlük vermişti doktor fakat itiraf edeyim sırf gözlüğümü beğenmediğimden kullanmanın yakınından bile geçmemiştim, numaram da o dönem küçük olunca iyice geçiştirdim fakat şimdi cidden rahatsız etmeye başlayınca kullanmanın vakti geldiğini anladım ve yeniden doktora gidip yeni bir gözlük aldım, numaram da büyümüş haliyle. Yani hayatıma bir de gözlük eklemiş bulundum ancak bundan rahatsız değilim, en azından artık görebiliyorum ve gözlüklerimle John Lennon'a benziyorum :) Hazır John Lennon demişken şuraya bir şarkısını koyayım da dinleyelim birlikte :)


Çok güzel değil mi? Bir ara ben bunu devamlı dinlerdim, beni çok güzel yerlere götürüyor... Öyle fanı falan da değilimdir belki de biraz mırıldanabildiğim tek şarkısı bu ama yine de hayran olmamak elde değil. 
Ben günlük tarzı yazıları okumayı ve yazmayı aşırı seviyorum, umarım siz de seviyorsunuzdur, sıkıcı oluyorsa lütfen yorum yazın. Yazarken aynı zaman da şuraya koyduğum şarkıyı dinliyordum ki o bitip arkasından başka bir tane başladı bunu da çok severdim, o kadar uzun zamandır dinlememiştim ki başlayınca çıldırdım resmen, hemen onu da yüklüyorum ve madem şarkılarla doldurdum burayı başlığı da ona göre atıyorum, öpüldünüz. Sizi ne kadar sevdiğimi bilemessiniz, bu arada yazarken midemde ki kramp cidden geçti, müzikler de etkili olmuş olabilir, görüşürüz :)