6 Aralık 2016 Salı

Nostaljik Parçalar ile Mim

   Hayat Bitene Kadar adlı blog sahibi -tıklayarak yazısına ulaşabilirsiniz- beni geçtiğimiz günlerde kendi başlatmış olduğu bir mime etiketlemişti ne zamandır bunun hakkında yazmak istiyordum ancak fırsat bulabildim diyebilirim.
   "Dinlediğimiz, sevdiğimiz, eski parçaları sizlerle paylaşmak" mimin konusu. Ben açıkçası sürekli olarak eski şarkıları dinleyen ve bundan da büyük haz alan birisiyim bu yüzden hangisini paylaşmak istediğimi bir türlü seçememiştim ta ki dün akşama kadar. Uzun zamandır dinlemediğim bir şarkıyı -şarkı demek bile saygısızlık gibi geliyor ona- yeniden dinleyince bunun gerçekten neredeyse en iyisi olduğuna emin oldum ve sizlerle onu paylaşmaya karar verdim. Umarım sizde keyif alırsınız, öpüyorum.
Bende bu mime nostaljik şeyleri sevdiğini bildiğim Cafe Tigris'i mimliyorum.


30 Kasım 2016 Çarşamba

Aşk Sesini Öpmeyi İstemek Gibi

   Bugün biraz aşktan bahsedelim istiyorum.
Aşk gerçekten büyüdüğümü hissettiğimden beri, sanırım içimde barındırmayı en sevdiğim duygu. Sürekli aşık olan birisi değilim elbette zaten insanın öyle her gördüğü insana da aşık olabileceğini sanmıyorum.
   Aşk bana göre nedir biraz bundan bahsetmek istiyorum, ruhumu sarıp sarmalayan içinden asla çıkmak istemeyeceğim bu güzel his nedir onu konuşalım biraz.
   Aşk herkeste farklı şekillerde tezahür eden, herkesin kendisine has insanı kökünden değiştiren bambaşka bir şey.
   Aşk, kalbin yumuşamasıdır, merhametle dolmasıdır bence. Aşık bir insan nasıl kötü olabilir bilmiyorum. Bir başkasının her şeyini düşünmek, kendinizle bir tutmak gibi bir şey onu. Sanki bir parçanız gibi benimsemek, gülüşünü izlemek, sesini, nefesini dinlemek.
   Ayrılık dahi olsa onunla geçirilen güzel anılara sahip çıkmak, bir gün dünyanın en berbat insanı olduğunu öğrenseniz dahi anılarınıza saygı duymak, kalbinizden onları asla atmamak. 
   Aşka aşık olmak belki de, ona aşık olmak ve sonra ona duyduğunuz güzel aşka da aşık olmak. Aşka aşık olmak ve onun size duyduğu aşka aşık olmak.
   Hatırlanan güzel bir anıda, belki size attığı bir güzel bakışta mutluluk gözyaşlarına engel olamamak.Bir küçük günaydın mesajında bu mesajı alabildiğiniz için şükretmek Allah'a ve mutluluktan yine ağlamak.
   Gururunuzun yok olması belki de aşk, öyle sevmek ki gurur yapmamak, özür dilemekten korkmamak. Ellerini asla bırakmamak. O sizi bıraksa da bırakamamak, vazgeçememek. 
   Hayatınızdaki tüm üzüntüler de ona sığınmak, sizi üzüntüden öldüren o olsa bile tesellisini yine ondan beklemek. 
   Güzel sevmek, kokusunun rüzgarına takılıp, sesinin tınısından sevmek. Aşk sesini öpmeyi istemek gibi ya da mutluluktan ağlamayı sevmek gibi. 
   Biraz şiirvari oldu yazdıklarım sanırım ama insan aşkı anlatırken istemeden şiirselleşiveriyor sanırım her şey. Aşık olun! Aşk acısını da yaşamış birisi olarak konuşuyorum dünya da acısı bile yaşanmaya değer, acısı bile güzel olan tek duygu aşk bence, yaşayın kaç yaşında, kim olursanız olun dibine kadar mutluluğunu da acısını da en dibine kadar yaşayın! 

25 Kasım 2016 Cuma

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar?



Merhabalar,
Çok uzun süredir beklediğim bir filmden bahsedeceğim bu yazımda. "Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar?" 
18 Kasım Cuma günü girdi bu güzel film vizyona. Harry Potter bağlantısını bildiğimden beni oldukça heyecanlandırmıştı izleyeceğim güne kadar, 21 Kasım günü gidebildim. Filmi görene kadar herhalde 20 kez falan fragmanını izlemişimdir, belki de daha fazla.

Beklediğime değdi mi peki?
Evet fazlasıyla değdi, zaten bu film herkes için dünyanın en berbat filmi olsaydı da benim için harika olacaktı çünkü Harry Potter ile bağlantılıydı çünkü içerisinde Hogwarts geçiyordu çünkü Albus Dumbledore ismi geçiyordu ve başka hiç bir şeye ihtiyacı yoktu.

Film benim için bir devam filmi gibi oldu açıkçası, Harry Potter'a nazaran İngiltere yerine New York'ta geçen bir hikaye. 
Çok çok beğendim, büyü dünyasına başka bir açıdan bakılmasını, büyücü dünyasının mükemmel olmayan yanlarının vurgulanmasını aslında mugglelardan üstün olmadıklarını ve hatta onlardan belki de çekindikleri noktalar olduğunu gördük. Ayrıca Harry'nin baş karakterimiz Newt Scamander'in kitabını okumasından 70 sene öncesini anlatıyor hikayemiz yani bir nevi Newt'in kitabı yazma hikayesi ve o sırada yaşadıkları diyebiliriz.
Harry Potter'da üstün körü geçilen Grindelwald'u görmekte ayrıca hoşuma gitti ve filmi izlerken hiç ama hiç farketmemiştim fakat Grindelwald'ı Johnny Depp canlandırmış.

Ne diyebilirim ne ayrıntılar verebilirim bilmiyorum doğrusu, Harry Potter serisini seviyorsanız düşünmeden gitmeniz gereken bir film, hiç Harry Potter izlemeyenler de rahatlıkla anlayacaklardır kurguyu sadece tek fark bizim seriden önceden bildiğimiz ufak tefek şeyleri izlerken öğrenecekler. 
Benim için mükemmeldi, gidin ve izleyin.

20 Kasım 2016 Pazar

Sokak Hayvanları İçin/ ÇEKİLİŞ(Kapandı)

   
   Merhabalar, bazılarınız hatırlayacaktır bloga ilk başladığım zamanlarda bir çekiliş düzenlemiştim. Amacı sokaklarımızda hiç bir hayvanı ayırt etmeksizin aç olan sokak hayvanlarının karınlarını doyurmak idi. İnsanoğlu sonucunda bir şeye ulaşacaksa veya birileri kendisini itelerse eğer hareket ediyor, özellikle bizim toplumumuzda işler böyle.

   Konuya gelecek olursak, geçen defa çok çok az bir katılım olmasına rağmen aynı çekilişi kış aylarının gelişi ile yeniden başlatıyorum. Henüz kazananlara ne hediyeler seçeceğimi veya kaç kişinin kazananlara adını yazdıracağına karar vermedim bu da bilgilendirme olarak burada dursun.

   Yine bazılarınızın bildiği gibi bu çekilişin tek bir katılım koşulu var oda "BİR VEYA BİRDEN ÇOK SOKAK HAYVANININ KARNINI DOYURMAK VE BANA BUNU FOTOĞRAFLAYIP GÖNDERMEK" 

Ayrıntılara gelecek olursak:
-Fotoğrafta illa ki kendiniz olmak durumunda değilsiniz,
-O anda verdiğiniz yemeği bir hayvanın yiyor olması şart değil, önemli olan bıraktığınız yiyeceğin veya suyun resmini görebilmem,
-Fotoğrafı mail adresime(slnogzhn@gmail.com) veya yan taraftaki iletişim kısmında bulunan herhangi bir sosyal medya adresime gönderebilirsiniz. 
-Fotoğrafı gönderirken blogunuzun adresini(blog sahibi iseniz), ad-soyadınızı ve size geri dönmem adına en kolay ulaşabileceğim iletişim bilginizi yazmanız önemli.
-Güzel bir katılım görene kadar süre devam edecektir. *

   Şimdilik önemli noktalar bunlar, herhangi bir konuda aklınıza takılanları bu başlık altında veya yine herhangi bir sosyal medya adresimden mesaj yolu ile sorabilirsiniz. 

17 Kasım 2016 Perşembe

Fotoğraf Çekmeye Nasıl Başladım?

   
   Merhabalar,
Yeni edindiğim bir hobi olarak başladığım fotoğraf çekme işinden bahsedeceğim. (Fotoğrafçılık demiyorum çünkü bu alandaki başarılı kişilere saygısızlık olsun istemiyorum.)

Fotoğraf çekmeye
gördüğüm ve beni heyecanlandıran şeyleri ölümsüzleştirme isteğimle başladım diyebilirim. O kadar ufacık şeylerin güzelliği beni cezbeder olmuştu ki bunları kaydetmeli, başkalarına da göstermeliydim. Ne yazık ki bu işi profesyonelleştirecek araç gerece henüz sahip değilim. Aşağıda birazdan göreceğiniz resimleri telefonumla çekiyor ve konu ile alakalı yazdığım bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi ışık oyunları ile zevkime uygun hale getiriyorum.

   Kameralar -yada benim elimdeki kamera- ne yazık ki gözlerimiz kadar harika görmüyor dünyayı, çekerken bunu derinden anladım. Zaman zaman gözlerim harika netlikte gördüğü müthiş bir görüntü fotoğrafı çekildiğinde rezil bir hal alabiliyor. Birazda bu yüzden photoshop işine de el atmaya çalışıyorum tabii hepsi üst düzey acemice.

Peki nasıl çekiyorum bu fotoğrafları? Nelere dikkat ediyorum?

Aslında çok basit gördüğüm her ama her şeyi gözlerim bir kamera merceğiymişcesine büyütüp küçültüyorum, önce detaylara daha sonra da genele çok ama çok genele, olabildiğince büyük açıya bakıyorum. Işığın yönünü ayarlamakta önemli, örneğin bazı resimler de ışık tamda çekmek istediğim görüntüye düşüyor bu fotoğrafınızın karanlık çıkmasına sebep olabiliyor, bu tarz durumlarda photoshop programlarını kullanarak aydınlatma yapabiliyorsunuz -en azından ben böyle yapıyorum- fakat fotoğrafın kalitesinde illaki düşme oluyor.
   Odak noktasını iyi belirlemeniz de önemli, odak noktası sizin fotoğrafta asıl vurgulamak istediğiniz yerdir ve burası sizi fotoğrafı çekmeye iten nokta olmalıdır. 

Not: Tüm bahsettiklerim benim kendi kısıtlı tecrübelerimden edindiğim fikirlerdir, elinde telefonu ile bu işi hobi edinmiş birisi olarak hatam varsa maruz görünüz lütfen.
Not2: Bazı fotoğrafları zaman zaman kişisel instagram hesabımda da görebilirsiniz.



16 Kasım 2016 Çarşamba

Sinema Filmi Yorumu : Benim Adım Feridun



   Son zamanlarda izlediğim en iyi film olmasını umarak "Benim Adım Feridun" filmine gittim bu Pazartesi. 
   Çok iyi olmasını umuyordum çünkü Çağan Irmak filmi idi, üstelik hem yönetmenliğini yapmış hemde, Mahir Ünsal Eriş'in, Olduğu Kadar Güzellik kitabından, ilgili bölümü -okumadığımdan ayrıntıya girmek istemem- uyarlayıp senaryolaştırmış. 
   Bir de Halil Sezai biliyoruz yani, dram-komedi filmi idi, kesin çok yüksek performans bekliyorum, birde aniden öğrendim bu filmin çıktığını yani fragman falan da izlemedim. Kesin çok duygu yüklü sahneler bekliyorum mesela, filmin bizi içerisine katacağına çok inançlı gittim. Hele de Halil Sezai'nin bir kez dahi olsa şarkı söyleyeceğine emindim, söylemedi.

   Film gerçekten hayal kırıklığıydı. Ne dramı dramdı, ne de komedisi komedi. 
   "Ersan (Halil Sezai) ve Ayla (Özge Borak) 4 yıldır ilişkileri olan bir çift ve Ayla'nın Ersan'ı terk edişi ile başlıyor film, daha sonra Ersan'ın acısını ve İstanbul'da duramayıp ana kucağına dönüşünü ve öylesine girdiği bir düğünde, damadın babasının kendisini Almanya da küs olduğunu sandığı, erkek kardeşinin oğlu Feridun olduğunu, sanmasıyla başlıyor. Ve aynı düğünde Feridun (yani Ersan), Hayal'e (Büşra Pekin) aşık oluyor." Bunları yazmakta sorun görmedim, kendisi de konu olarak basına verdiği için, ancak bu yazanlardan ileri hiç bir şey olmadığını söylemek isterim.
   Ortada bir ayrılış var hemde 4 yıllık bir ilişkinin ayrılışı, ne bahsedilen acının yaşanmışlığını ciddi bir şekilde görebildik, ne unutma süresine tanık olduk ne de doğru düzgün Hayal'i tanıdıktan sonra ki yeniden aşık olma durumunun heyecanını yaşattı film. Örneğin gizlice girilen bir düğün ve Ersan'ın Feridun sanılması gibi güzel bir konuda inanılmaz eğlenceli sahneler çekilebilirdi fakat sadece bir kaç noktada gülümsedim onun dışında dediğim gibi ne dramdı ne de komedi. Ne ağlattı nede güldürdü. Sanki film bilerek hızlandırılmış ve kısa olması için çalışılmış, zorla çektirilen bir film gibiydi, Çağan Irmak gibi başarılı işlerde imzası olan birisinden bu beklenemezdi.

   Filmde tek takdire şayan şeyler görüntü ve ses kalitesiydi. Bunun dışında izlenmeye değer olduğunu bile düşünmüyorum, hatta şu kadar diyorum televizyona geldiğinde bile kanalda insanı tutabileceğini sanmıyorum. Benim için vasat bir işti. Siz ne düşünüyorsunuz? Lütfen benimle paylaşın.

9 Kasım 2016 Çarşamba

Geç Kalmış Film Yorumları/ Ekşi Elmalar ve İkimizin Yerine

   Her geçen yıl benim için daha da yoğunlaşıyor. Bu yıl daha da yoğun, geçen yıl ki dersleri boşvermişliğin acısını çekiyorum bir taraftan. Tabii bu yoğunluk asla sevdiğim şeyleri yapmama engel olamıyor, sinemaya gitmek gibi... 
   Beklediğim, güzel olduğuna inandığım bir film olduğunda onu görmeden yapamıyorum.
   Geçtiğimiz aydı sanırım, Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları'na gitmiştim şuan üzerinden çok geçtiği ve vizyondan kalktığından çok yer ayırmayacağım fakat mutlaka ama mutlaka izleyin. Ben çok beğendim, benim için eksik hiç bir yanı yoktu. Kaldı ki ben bu tarz filmlere bayılırım, bu filmede bayıldım.

   Şimdi asıl konumuza gelecek olursak; hala vizyonda olan iki film var, bende geçtiğimiz haftalarda gidip gördüm bu filmleri.


   Öncelikle ilk vizyona giren "İkimizin Yerine" isimli film olduğundan ben ondan başlamak istiyorum;
   Beğenmedim! Spoiler vermeden nasıl hislerimi anlatabilirim bilmiyorum fakat konusu, geçen olaylar beni rahatsız etti, canımı sıktı. 
   Aslında sırların ortaya çıktığı yer olan ana konu filmin farkını ortaya koyarak onu klasik olmaktan çıkartıyordu fakat üstün körü işlendi ve geçildi ana konuya koyulan şey aşk gibi gösterildi ve seyirciden çift kavuşamıyor diye ağlanması beklendi. Üzülmesi beklendi. Bu açıdan benim için tam bir fiyaskoydu. 
   Bana göre tiksindirici, toplum üzerinde kötü etkiler bırakan, gençleri kötü yönlendiren bir film olmaktan ileri geçemedi, kaldı ki genel anlamda açık görüşlü birisiyimdir ama bu film tarzındaki olaylar bence açık görüşlülüğü kaldırabilecek cinsten değil. Benim orada gördüğüm -spoiler vermeden konuşmak çok zor- aşktan veya ana olayla bağlantısından çok utanmazlık, ahlaksızlık gibi şeyler oldu, siz ne düşünürsünüz bilmiyorum. 
   Ha bir de son olarak, güzel bir oyuncu kadrosuna sahip bu filmin böyle kötü olması ekstra üzdü.


   Gelelim "Ekşi Elmalara";
   Ekşi Elmaları sevdim. Zaman zaman çok durağan olduğu ve biraz sıkıldığım olmadı değil ancak hem güldürdü hemde biraz geçmişe götürüp bir aşk, geçmişte, bir doğu şehrinde nasıl yaşanır, aile nasıldır bunları gördük. Güçlü, dağ gibi dik duran bir adamın devrilişini gördük. İmkansızlıkları, vazgeçişleri ve asıl mutlulukları gördük. Bazı sahneleri beni ağlattı mesela, çok güzel işlenmiş sahneler olduğunu söyleyebilirim.
   İzlemeyenler vardır diye anlatamıyorum ancak bizim önemsiz gördüğümüz şeylerin bazı insanların nasıl hayallerinde olduğunu gösterdi film. 
   Ben beğendim, sizlere de tavsiye ediyorum, filmi izlerken size tavsiyem her karakterin yerine kendinizi tek tek koyun ve onlar gibi hissetmeye çalışın bu şekilde daha anlamlı olacaktır diye düşünüyorum.

4 Kasım 2016 Cuma

Sevgiden ve Merhametten Ne Kadar Uzağız


Bu yazıyı şuan haberleri izlerken yazıyorum. Ülkemizde durmadan görmek istemeyeceğimiz görüntülerle, duymak istemeyeceğimiz şeylerle karşılaşıyoruz.
İzlemeden de olmuyor, gözlerin kapalı yaşayamassın çünkü. Ancak gerçek anlamda psikolojim elvermiyor artık. Boğazıma bir şeyler takılıyor her izleyişimde, hemen her haberde.
Bu kadar büyük olan nedir diyorum.
Güzel bir vatanımız var, cennet gibi bir ülkemiz, harika bir kültür geçmişimiz var. Neyi paylaşamıyoruz? Herkesin imrenerek baktığı bir Ata'mız var. 
Tek ihtiyacımız biraz sevgi değil mi sizce de? Bir birimizi sevmekten ne kadar da uzağız.

Fox Tv'yi izliyorum ben. Fatih Portakal'a bayılıyorum, o kadar mantıklı bir insan, o kadar aklı başında ve sağ duyulu ki. 

Her gün gözaltılar, tutuklamalar, patlamalar, ölümler, tecavüzler, hırsızlık, cinayet ve daha kim bilir neler neler. 

Şuan izlediğim bir haber var mesela dehşet içindeyim, gözyaşlarımı tutamıyorum bir anne kendi öz çocuğunu ceza diye çamaşır ipiyle arabasının arkasına bağlayıp sürüklüyor. Anne ya anne! 
En merhametli olması gereken kişiler annelerken, bir annenin şu yaptığına bakar mısınız? Daha ne bekleyebilirim diyorum bu toplumdan.

Sonra geçtiğimiz günlerde Sapanca'da sokak köpekleri zehirlendi, resmen bir katliamdı olanlar. Sosyal medya yankısını görenleriniz olmuştur belki, o videoları falan. Kaldı ki bu olay Türkiye'nin her yerinde sürekli olan bir uygulama, Sapanca daki olay sadece yankı buldu, sosyal medya görünürlüğüne sahipti bu kadar. Sesini çıkaramayan, bir kap yemeğe, bir kap suya biraz sevgiye ihtiyacı olan canlara bunu yapmak neden? Ve zehirleme o kadar acı verici bir öldürme şekli ki. 
Tamam anlıyorum sevmeye bilirsin, korkabilirsin, nefret dahi edebilirsin ama zarar vermeni gerektirmez bu. Lütfen sevmiyorsanız görmezden gelin. Kalbim acıyor gerçekten.

Bu kadar merhametsizliği kaldıramıyor yüreğim artık. Daha 20 yaşımdayım ben ve geleceğe dair umudum neredeyse kalmadı. 


23 Eylül 2016 Cuma

Fotoğraf Çekmeye Başladım

   Son zamanlarda fotoğraf çekmeye merak saldım.
   Elimizin altında akıllı telefonlarla geziyoruz bari mesajlaşmak dışında bir şeye yarasın öyle değil mi? 
   Ben de hobi olarak böyle bir şeye başladım, çekiyorum, ufak tefek ışık oyunlarıyla da zevkime daha uygun hale getiriyorum. Tabii güzel bi makineyle çekilmiş kadar olmaz kalite açısından fakat yine de benim gözüme hitap ediyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Önerilerinizi, eleştirilerinizi bekliyorum, hepinizi öpüyorum. 









10 Eylül 2016 Cumartesi

Yaz Dizileri ve "Rengarek"


Bugün Atv'de 7. bölümü yayınlanan "Rengarenk" adlı diziyi biliyor musunuz? Ben ilk bölümünden beri takip ediyorum ve bayağı da sevdim. (Bu bölümdeki üzücü sahnelerin çoğu canımı sıkıp, seyir keyfimi düşürsede)


    Dizinin başrollerini Selin Şekerci ve Kaan Taşaner paylaşıyorlar ve bu ikili gerçek hayatta da beraberler bu da diziye güzel bir elektrik olarak yansımış.

   Konusunu anlatmamız gerekirse Oyuncu olan Selin Şekerci'nin yani dizide ki adıyla Renk'in İzmir de yaşayan ve Veteriner'lik yapan Kaan Taşaner yani Can ile yollarının kesişmesiyle ve Renk'in söylemek durumunda kaldığı yalanlar ve oluşan bir çok aşk üçgenini konu ediniyor. Konu klasiğe yakın anlayacağınız fakat yine de ilgimi çeken güzel bir yapım olduğunu söyleyebilirim.

   Ben bu yaz yayınlanan neredeyse tüm dizileri severek izliyorum açıkçası daha önce bu kadar iyi yaz dizileri olduğunu görmemiştim, tek kötü yanı konular neredeyse bir birinin aynısı. Birbirlerine yalan söylemek zorunda kalan çiftler, karma karışık aşk hikayeleri ve hüzün. Konular genel manada böyle ve sıradan olsa da yine de eski yaz dizilerine oranla çok daha başarılı olduklarını kendi adıma söyleyebilirim ve yeni sezonda bir çoğunun devam edeceğine de eminim.

   Daha bu akşam izlediğim için bugün Rengarenk isimli diziden bahsettim. Başka bir yazımda diğer dizilerden de mutlaka bahsedeceğime emin olabilirsiniz.

   Siz de hangi yaz dizisini beğenerek izliyorsunuz? Ve benimle aynı fikirde misiniz yoksa yaz dizilerinden nefret mi ediyorsunuz? Bana yazın :) Öpüldünüz canlarım.






7 Eylül 2016 Çarşamba

En Harika Dizi : The Magicians


Merhabalaaarr! Son zamanlar da en bayıldığım diziyi anlatmak istiyorum sizlere.

The Magicians! 


Lev Grossman’ın aynı adlı romanından yapılan bir uyarlama. İlk sezonu sadece 13 bölüm yayınlanan bir dizi. Ben sezonu bitirdim ve oldukça beğendim.

 Daha ilk bölümünden beni oldukça etkiledi, fantastik ve sürükleyici hikayeleri sevenlerin beğeneceğine eminim! Sanki biraz Harry Potter ve Narnia karışımı gibi gelsede yine de başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Fakat dizinin bence asıl amacı bizim hayallerimizi süsleyen, özendiren o hayatı sorgulatmak.
Hikaye, Quentin Coldwater isimli bir gencin etrafında dönüyor. Quentin’in okuduğu kitaplardan dolayı sihre duyduğu ilgi ve hayata yüklediği anlamsızlık ve devamında aslında sihrin gerçekliğini keşfetmesi ve kendisini gizlenmiş bir büyü okulunda bulmasıyla hikaye başlıyor.

Nisan 2016 da sezon finali yapan dizinin 13 Aralık – 20 Aralık arasında ikinci sezonunun başlaması bekleniyor oldukça beğenilen dizi internet üzerinde 1,7 milyondan fazla izlenmeye sahip ve halen de izlenmeye devam ediliyor.

Ben de deli gibi ikinci sezonu bekliyorum hemde merakla! Öyle heyecanlı ilerleyen bölümlerdi ki gerçekten sizi ekrana kitliyor ve kalkmanıza izin vermiyor.

Bazen bazı filmler ya da diziler hem oyuncuları, hemde konuları açısından üst düzey olsa da zaman zaman bizi içerisine alamaz, bu dizi gerçekten izleyiciyi o hayata sokuyor ve sadece ekran izleyicisi olmanızdan ileriye gitmenizi sağlıyor.

Kendimce en beğendiğim dizileri barındıran bir listem vardır ve dizi listeyi biranda alt üst edip en üst sıralar da daha ilk bölümden yerini aldı, ilerleyen sezonlarda ve bölümlerde çok daha başarılı olacağına eminim. İzlemenizi şiddetle tavsiye eder hepinizi öperim, görüşürüüüzzz :)

Oyuncu kadrosu.


5 Eylül 2016 Pazartesi

Şampuan İncelemesi : GLISS / Million Gloss

   
   Zaman zaman kullandığım ve memnun olduğum bir saç bakım markasının şampuanından bahsetmek istiyorum sizlere bu yazımda.

   Öncelikle saçlarımın yapısal özelliklerinden bahsetmekte fayda var. Saçlarım için ne ince ne de kalın telli diyemeyiz. Böyle çok bariz belli bir sarı rengi olmasa da sarı saçlara sahibim ve saçlarım oldukça gür. Şöyle söyleyeyim saçlarımı bölmeye kalksak sanıyorum üç kişiye yetecek kadar saç çıkabilir ve bu gürlükle uğraşması gerçekten inanılmaz zor oluyor. Uzunluğuna da gelecek olursak orta uzunluktalar. Ne yağlı ne de kuru saçlara sahip olduğumu söyleyemem bu açıdan normaller sanırım ancak şampuan konusunda son zamanlarda çok seçici olduklarını söylemem gerekir, önceleri böyle değillerdi fakat kullandığım bir şampuanın saçlarımın bu anlamda yapısını bozduğunu düşünüyorum.

   Şimdi asıl konumuz olan Gliss şampuana gelecek olursak önce şampuan neler vaat ediyormuş bir ona bakalım isterseniz : 



   Şampuan, uzun süreli ve göz kamaştırıcı bir parlaklık, milyonlarca ışık yansımasını vaat ediyor. Yoğun parlaklık için Parlaklık-Laminasyon Teknolojisi adı verilen bir teknoloji kullandıklarını ileri sürüyorlar ve şöyle açıklıyorlar ; "her bir teli parlak bir ağ gibi sararak derinlemesine onarım ve uzun süreli parlaklık sağlar."
   Bunların yanında içeriğinde ki sıvılaştırılmış keratin sayesinde saç yüzeyindeki zarar görmüş kısımları onararak saçı yeniden yapılandırmayı ve saç kalitesini artırmayı da vaat ediyor.

   Gel gelelim benim düşüncelerime, ben bir şampuanı -eğer saçıma fazla zarar vermediyse- tek kullanımla değerlendirmem. En az iki üç kutu bitirir kararımı öyle veririm. Bundada öyle oldu zaman zaman ara da vererek herhalde toplam da 4-5 kutu bitirdim. Ve artık anlatacak kadar deneyimlediğimi düşünüyorum.

   Yapısal olarak diğer şampuanlara göre bana biraz fazla sıvı geliyor her kullanımda. İtiraf ediyorum ilk aldığımda kutusu için aldım bana böyle temiz, duru olduğuna dair bir his verdi. Ve bu anlamda yanıltmadı da, çok hoş bir kokusu var ayrıca benim gibi çok gür saçlı birisinde bile iyi bir temizleme sağlıyor, banyodan sonra saçlarımda çok düğümlenme sorunu yaşıyorum genellikle fakat bunu her kullandığımda bu sorunu da en az şekilde yaşadığımı veya hiç yaşamadığımı farkettim. 
Gel gelelim vaatlerine, parlaklık konusunda ilk bir iki kullanımda gerçekten çok başarılı fakat saç şampuana alıştığında yani 4.-5. kullanımda saçlarımın parlaklık yerine matlaştığını farkettim.
Yıpranma yapmadığı gibi görünürde içeriğinde ki keratinden kaynaklanan bir onarımda fark edemedim fakat benim göremediğim bir şeyler yaptıysa bilemiyorum. Şampuanın benim açımdan en büyük sorunu bu şampuanı kullanmaya başladığımda normalde olduğundan çok daha kısa sürede yağlanıyor olması ama yine de bu onu sevmem için engel değil tabii çok harika, müthiş bir şampuan diyemeyeceğim fakat sürekli şampuan değişikliği isteyen saçlarım için değişiklik vakitlerinde beni gerek kokusuyla gerek iyi temizleyen bir şampuan olmasıyla mutlu ettiğinden yeniden alabileceğim bir şampuan.




3 Eylül 2016 Cumartesi

Harry Potter Geri Döndü!

   Harry Potter'ın yeni kitabı "Harry Potter and Cursed Child" yani "Harry Potter ve Lanetli Çocuk" bayağı bir zaman önce raflarda yerini aldı sanırım biliyorsunuzdur. Yeni kitap dedim ama hata mı ettim bilmiyorum. Sonuçta kitap J.K Rowling'e ait değil sadece bazı yerlerde ufak dokunuşlar yapmış.
Tabii ki spoiler verecek değilim fakat sanırım şu kadarını söylemem de sakınca yok, kitap Hogwarts savaşından 20 yıl sonrasını konu alıyor, yani ana karakterlerin çocukları neler yapıyor bunu öğrenme fırsatı sunuyor bizlere. 


Aslında kitap, tam olarak kitap formatında yazılmış bir roman değil, aslında sergilenen bir tiyatro oyununun senaryosu. Yani 8. kitap bu olsun denerek uyarlanıp yazılmış değil zaten hikaye de başta dediğim gibi J.K Rowling'in elinden çıkma değil. 
Henüz kitabın Türkçe'ye çevrilmiş hali bulunmamakta ama yakında Yapı Kredi Yayınlarından geleceği ile alakalı bir şeyler okudum ve sanırım çevirmenlikleri de Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu'ya verilmiş.
Aslında ben Harry Potter dahi olsa fantastik kitapları okumayı seven birisi değilim, bu tarz eserler de çok şey kaçırdığımı bilsem de daha çok filmciyim. Fakat kitap tiyatro oyunu olduğundan ve onu görme fırsatım olmadığından ve olamayacağından kitabı okumam gerekiyordu, üstelik hep içimde bir umutla hikayenin devamını beklemiştim, henüz tamamını bitiremedim. İngilizce'm anlamda kötü olduğundan kitabı okumak benim için zorlu bir yol fakat elimden geleni yapıyorum ve şuana kadar hiç beklemediğim şeylerle karşılaştım ve sevmediğim, hiç hayalimdeki gibi olmayan bazı şeyler oldu. Yine de bu dünyanın en berbat kitabı olsa dahi Harry Potter olması ona aşık olmam için yeterli bir sebep.
Bu arada kitabın dilinden bahsetmek gerekirse şöyle söyleyeyim, benim İngilizce'm gerçekten kötü ve ben biraz sözlük yardımı ile okuyup, okuduğumu da anlayabiliyorum. Günlük konuşma dili ile yazılmış, zaten genellikle karşılıklı diyaloglardan oluşuyor, sadece aralarda mekanı anlatmak veya ufak notlar geçmek için yazılar girilmiş benim için bunları anlaması biraz daha zor olabiliyor. Ama eğer ortalamanın biraz üzerinde bir dil bilginiz var ise fazla zorlanmadan okuyabileceğinizi düşünüyorum. Fiyat faslına gelirsek ben D&R'ın internet sitesinden aldım, mağazalarda biraz daha pahalı bu yüzden size de eğer almayı düşünürseniz internetten almayı öneriyorum, bunun yanında çevirisinin de yakında raflarda olacağını hatırlatırım.
Bir başka konuya da gelecek olursak, yakında yeni bir Harry Potter filminin de bu hikayeye dayanarak çıkacağı söylentiler arasında. Harry Potter rolünü ise yine Daniel Radcliffe'nin üstleneceği söyleniyor, eğer gerçekten yeni bir film geliyorsa umarım filmde eski oyuncuları kullanırlar, ben her türlü yeni bir filmden mutlu olacağım fakat eğer farklı oyuncular kullanılırsa bunun izleme zevkini oldukça düşüreceğine inanıyorum. 
Siz ne düşünüyorsunuz? Lütfen bana yorumlar da yazın. Sizi seviyorum. 

2 Ağustos 2016 Salı

Hayallerim Yıkıldı!

Bugün benim için asıl hayallerime dönüş yaptığım bir gün oldu.
Zaten bir süredir düşündüğüm bir konu kafamı kurcalarken, annemle belgesel izliyorduk.
Hayvanları kurtaran bir veteriner ana konusu idi belgeselin.

6 yaşımdan beri hayalini kurduğum şey Veterinerlik idi. Hayvan doktorlarına Veteriner dendiğini 6 yaşında öğrenmiştim o günden beri Veteriner olmak istedim. 
Sürekli bunu söyleyip durdum, yaşıtlarım öğretmen olmak istiyorum, doktor olmak istiyorum derken ben Veteriner olmak istiyorum diyordum.

Zaman geçti, liseye başladım. 
Hatırlıyorum da 9. sınıf benim için pek çok zorlu günleri beraberinde getirmişti. Ders çalışmıyor, okulumdan, sınıf arkadaşlarımdan ve öğretmenlerimin tümünden nefret ediyordum. Derslerim berbattı. 
O yıl 9. sınıfın sonunda Veterinerlik hayalimi bir kenara bıraktım çünkü sayısal zordu ve ben ders çalışmak istemiyordum, fizik, kimya ve biyoloji öğrenmek istemiyordum. En az nerede zorlanacaksam orada olmayım diye düşündüm. Ayrıca lise hocalarım da Veterinerliğin önünün kapalı olduğunu, çok zor bir bölüm olduğunu söyleyip duruyorlardı, benim sözele yeteneğim olduğunu söylüyor, sayısal alanda başarılı olamayacağımı, veterinerlik kazansam dahi orayı okuyacak kadar sabırlı olmadığımı düşünüyorlardı. 
Ayrıca çevremde ki diğer herkeste aynı fikirdeydi. Bende bir süre sonra onlara katıldım, belki de veteriner olmama gerek yoktu, hayvanlara başka şekilde yardım ederdim böyle düşündüm.

Ve sonra yıllar geçti, felsefe bölümünü kazandım ve çok sevdim ama bununla alakalı yapabileceğim bir mesleği hiç istemedim. Gazetecilik dedim hep, hatta şuan bir gazetede de yazıyorum biliyorsunuz ama uzun süredir bunu sorguluyorum. Elbette istediğim bir meslek fakat bana uygun mu? 
Bahsettim mi anımsamıyorum fakat bazı sağlık sorunlarım var ve gazetecilikte ki bu koşuşturmayı başarabilecek miyim? Gazetecilik mesleğinin gerektirdiği geceli gündüzü hayatı kaldırabilecek miyim? Hem bu mesleği yaparken hemde gelecekte hayal ettiğim gibi harika bir anne olabilecek miyim?

Sonra işte bugün ilk gerçek hayalimi hatırladım. Bunu gerçekten tüm kalbimle ne kadar istediğimi hissettim, bu hayali kurarken gözlerimin mutluluktan dolduğunu gördüm. 
Açıköğretim okumayı düşünüyordum ikinci üniversite olarak, Laborant ve veteriner sağlık adında bir bölüm vardı bunu okuyup dikey geçiş yapabileceğimi düşünüyordum zaten anneme bu fikrimi açtığımda oda çok destek çıktı sağ olsun, ilk defa gerçekten kesin karar vermiştim ve başarılı olacağıma inanıyordum fakat bu bölümü ikinci üniversite kapsamından kaldırmışlar! Düşünebiliyor musunuz? Hayallerim yıkıldı! 

Tekrar hazırlan demeyin lütfen, 3. sınıfa geçtim. Artık bitmeye az kalmışken bu bölüm bitsin istiyorum. Ayrıca ben başka küçük hayallerin peşinde koşarken Veterinerliğin puanları epeyi yükselmiş ha bir de sayısala dair en ufak şey bilmiyorum, yıllarım geçer ancak kazanırım sanırım.
Kısaca hayallerim yıkıldı işte. Şu kadarını söyleyebilirim kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın en gerçek, en içten hayallerinizden asla vazgeçmeyin. Bir gün keşke demek dünyanın en kötü şeyi.

18 Haziran 2016 Cumartesi

Neler Yapıyorum?

   Çok uzun zamandır burayı inanılmaz ihmal ettiğimin farkındayım ve gerçekten bunun vicdan azabını çekiyorum, kendime burayla alakalı olarak verdiğim sözleri tutamıyor, hedeflerimi gerçek kılamıyorum.
Size yapabilecek olduğum bir açıklama da yok doğrusu. Sadece girmiyorum, yazmıyorum işte. Sebepsizce her şeyden elimi ayağımı çektim. Bir tek gazetede yazmaya devam ediyorum düzenli bir şekilde, benim için oldukça önemli biliyorsunuz.
Derslerim yine felaket durumda. Çok çok kötü. Ciddi anlamda okulumun uzayacağı daha şimdiden belli. Bölüm değiştirmek istiyorum ancak Sakarya'dan da gitmek pek olacak iş değil benim için şuan, sevdiceğimde ayrılmak zor geliyor bunun yanında çok güzel bir düzenim var orada yeni bir şehre adapte olmakta zorlanacağımı düşünüyorum.
   Şuan evimde, Trabzon'dayım zaten biraz daha huzurluyum doğrusu tek problem erkek arkadaşımı biraz özlüyor olmam o da atlatılamayacak bir durum değil şuan için.
Geçiş meselesi olmayınca tabii bende alternatif olarak açıköğretim okumaya karar verdim öyle veya böyle Felsefe biter de sevmediğim, iş bulamayacağım bir bölüm olarak kalır.
Aslında bakarsanız geçen yıl Felsefe'yi delicesine seviyordum da. Fakat şuan kendime bir dönüp bakıyorum da Felsefe deyince bile kusasım geliyor.
Bakalım hayat bana neler getirecek göreceğiz.
   Yazmak için ajandama not aldığım o kadar şey birikti ki görmelisiniz. 4-5 tane bitmiş şampuan kutusu biriktirdim ki sırf resimleyip sizlere bahsedeyim diye sonra ne yaptım biliyor musunuz? Yurttan taşınma günüm gelip çatınca hepsini çöpe yolladım.
Bu sorumsuzluklardan dolayı gerçekten fena kızgınım kendime, her birinizden de çok özür dilerim ama sanırım insan zaman zaman böyle olabiliyor.
   Hediyeleşme etkinliği de başlatmıştım biliyorsunuz, o da iptal oldu işte. Finallerdi, taşınmaydı ve bir de benim sorumsuzluklarımdı derken ilgilenemedim, adres yollayanları zahmete soktuğum için inanın çok üzgünüm hepinizden tekrar tekrar özür diliyorum, affınıza sığınıyorum.
   Şimdilik benden bu kadar, yakında görüşmek üzere...

7 Mayıs 2016 Cumartesi

HEDİYELEŞME ETKİNLİĞİ BAŞLASIN!!!! (İPTAL EDİLDİ)


   

Uzun bir aradan sonra merhabalar canlarım,
Hepinizi çok özledim gerçekten. Yine çok yoğun bir dönemden geçiyorum her zaman olduğu gibi. Okul da Genç Yeşilay topluluğu yönetim kurulunda görevliyim ve orayla ilgilenmekten bir de üzerine gazete için çalışmaktan farkındayım burayı fazlasıyla ihmal ettim. Ancak şimdi geri döndüm, yani umarım.
   En son bir etkinlik fikri sunmuştum sizlere ve olumlu geri dönüşler alınca yürürlüğe koymaya karar verdim. 
Şimdi şöyle anlatıyorum : 
   Bu bir hediyeleşme etkinliği. Etkinliğin amacı isteyen ve katılım gösteren insanların karşılıklı hediye alıp vermesini sağlamak yani aslında amaç koca bir gülümseme :)
Bunun için şöyle yapacağız, katılım göstermek isteyen kişiler bana mail yolu ile
AD - SOYAD, YAŞ, ŞEHİR, ADRES ve BLOG ADRES'lerinin yer aldığı bir mail atacaklar bu kadar. Mail adresim yazının sonunda yer almakta.
Bende katılım göstermek isteyen herkese bir çekiliş düzenleyerek hediye gönderecekleri kişilerden haberdar edeceğim böylece herkes herkese hediye gönderiminde bulunabilecek.
Yalnız şöyle bir ricam var lütfen ama lütfen gönderi de bulunmayacak kişiler mail atmasın. 
Bu hem hediye alacağınız hemde göndereceğiniz bir etkinlik olacak! 
Unutmayın maddi değeri çok yüksek hediyeler almamıza gerek yok, önemli olan hediyeyi gönderdiğimiz kişinin yüzüne koca bir gülümseme yerleştirmek. Görüşürüüzzz :)
EDİT : Bir yorum ile eksik verdiğim bir bilginin farkına vardım. Sonuçlar belirlendikten sonra en son gönderim 30 Haziran gibi bir tarihte olur diye tahmin ediyorum :)

Katılım son günü 30 Mayıs'tır!

Mail Adresim : slnogzhn@gmail.com

16 Nisan 2016 Cumartesi

HEDİYELEŞME ETKİNLİĞİ!



Merhabalar arkadaşlar,

Kısacık bir yazı yazacağım bugün. Size bir fikrimden bahsedeceğim aşağıya yorum olarak ne düşündüğünüzü yazarsanız ortaya güzel bir etkinlik çıkacak diye düşünüyorum.

Şimdi şöyle ki çeşitli bloglardan vs "hediyeleşme etkinliği" adı altında bazı şeyler okudum, bir de geçenlerde İnstagram' da da bununla alakalı bir şeye denk gelince fikri çok hoşuma gitti.
Öyleyse bu "hediyeleşme etkinliği" nedir nasıl yapılır bahsedeyim sizlere; Hediyeleşme etkinliği bünyesinde katılım göstermek isteyen herkes bana adını soyadını adresini mail yoluyla gönderecek, bende kura çekip kimin kime hediye göndereceğini seçeceğim. Kim kimden hediye aldığını bilmeyecek -bunu bir tek ben bileceğim :D - ve tüm hediyelerin bir gönderi süresi olacak. Süresi içinde göndermeyenler için henüz bir yaptırım düşünemedim, bilemiyorum şuan ama buraya bir şey düşünülmeli bence suistimal edilsin istemiyorum çünkü. Bunun dışında ben çok güzel olacağına inanıyorum açıkçası, tanımadığımız insanlardan hediye almak ve hediye göndermek bence çok güzel olacaktır. 

Siz bu etkinlik hakkında ne düşünüyorsunuz? Eklemek veya çıkarmak istediğiniz şeyler var mı? Önerileriniz neler? Lütfen aşağıya yorum bırakın. Gerçekten istek olur ise bir kaç gün içinde başlatmayı düşünüyorum.

Kocaman öpüldünüz :)

27 Mart 2016 Pazar

Tarkan'ın Yeni Albümü!




Tarkanın yeni albümünü dinlediniz mi?
Ben takıldım kaldım resmen. 
Bu arada söylemiş miydim Türk Sanat Müziği çok severim.
Tarkan'ı da severim ama fanı olacak kadar çok olduğu da söylenemez. Çok başarılı bir sese sahip olduğu inkar edilemez tabii. Ama bu albüm bambaşka bir güzel olmuş. Mutlaka dinlemenizi öneriyorum.
Bu hafta gazetede ki köşemde de bu albümden bahsettim, gerçekten bayağı başarılı olmuş.

   Tarkan zaten başarılı, zaten sesi güzel. Ama bu albüm de ki tüm şarkılar da sesi ben buradayım diye bağırıyor. Bir çok Türk Sanat Müziği sanatçısına taş çıkartmış. Onu daha öncede dinlemiştik bu tür de söylerken ama seçtiği parçalardan mıdır bilinmez tam manasıyla ha-ri-ka olmuş.

   Bir kaç gündür günde iki üç kez tüm albümü başa sarıp sarıp dinliyorum. Bence Tarkan bundan sonraki müzik hayatına Türk Sanat Müziği ile devam etse fena olmaz :) Ülkemizin özü Türk Sanat ve Halk müzikleridir. Gündemde, ön planda olan sanatçıların bunları tekrar hatırlatması gerçekten çok önemli yoksa unutulup gidecekler.

   Kısaca mutlaka bir dinleyin. Müzik marketlerin yanı sıra dijital platformlardan da satışa sunulmuş. Etik gereği satın alın desem de internete de çoktan düştü artık karar sizin. ( Ben internetten dinliyorum tabii ama birisi bana alıp hediye etmek isterse kapım açık :D )

    Bu arada Tarkan beş yıldır albüm yapmıyormuş biliyor muydunuz? Beş yıl sonra ilk albüm bu olmuş. Çokta iyi olmuş beş yılı unutturmuştur tüm hayranlarına. Ben öyle hayranı falan değildim hala değilim ama bu albümün hayranı oldum. Bu arada albümün çıkış tarihi 11 Mart yani daha yep yeni. He bir de adıda "Ahde Vefa" Ve de 9. stüdyo albümüymüş. Bunlar da diğer detaylardı.


Haydi öpüldünüz kuzular, görüşürüüüzzz :D

26 Mart 2016 Cumartesi

YOUTUBE KANALLARI BURADA / 1

Merhabalaaaarrrr,




Bugün sizlere sıkı takipçisi olduğum ve eminim çoğunuzun tanıdığı bazı Youtube kanallarından bahsedeceğim. Yaptıkları iş aslında bizden çokta farklı değil tek fark bizler yazmayı onlar kamera karşısında olmayı tercih ediyor. İkisinin de ayrı ayrı zorlukları var doğrusu. Bir de şu var ki Youtube içinde bulunduğumuz dönemde daha çok rabet gören bir platform.
Her neyse  gelelim asıl mevzuya yani ben kimleri takip ediyorum ve onlar hakkında neler söyleyeceğim,

DUYGU ÖZASLAN


Kendisi bir makyaj vloggerı. Yani bu ne demek? Kendisi makyaj ve kozmetik üzerine içerik üretip bunu izleyenlere sunuyor. İzlemeye başladığım günden beri özellikle teknik anlamda en çok gelişme gösteren vlogger kendisi.
Makyajın m'sini bilmiyorken ondan bayağı şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Yani benim makyaj hayatım Duygu ile başladı. Son zamanlar da profesyonelleşmeye başlamanın da etkisiyle doğallığını biraz kaybetmeye başladığını düşünsem de yinede izlenmeye değer olduğunu, çok başarılı olduğunu ve daha da başarılı işlere imza atacağını düşünüyorum. Kanalına buradan ulaşabilirsiniz.

MERYEM CAN


Bence kesinlikle Youtube' da ki en tatlı kişi Meryem Can. Kanalını oldukça büyük bir hızla büyüttüğünü söyleyebiliriz, nasıl olduğunun sırrını cidden merak ediyorum. Çok neşeli, enerjik bir kız bu yüzden tüm enerjisini izlerken size de yüklüyor ben en çok bu açıdan seviyorum sanırım. Hiç bir yapmacıklığı olmadan tüm doğallığı ile karşınıza geçtiğinden ben bayağı seviyorum. Şu konuda bir vlogger diyemeceğim sanırım ortaya karışık takılıyor. Bir bakıyorsunuz komikli bir şey bir bakıyorsunuz oda ne! Günlük makyaj. Beğeniyle takip ediyorum. Kanalına buradan ulaşabilirsiniz.

ORKUN IŞITMAK


Güzel içerikleri ve aşırı fazla abonesi olan Orkun ara sıra komikli videolar çekerken sanırım bazen oyun videoları da çekiyor -oyun videoları ilgi alanım değil :D- Çok enerjik ve aşırı sevimli olduğundan izlemekten büyük keyif alıyorum. Gerçekten inanılmaz komik olabiliyor. Kanalına buradan ulaşabilirsiniz.


RUHİ ÇENET


Katil zanlısı gibi çıktığı bu fotoğrafı seçme sebebim sanırım katil olabileceğini düşünmem. Tanımayan yoktur sanırım. Neden korku videoları olduğunu anlayamadığım ama yüklediği şeyleri de izlemekten kendimi alamadığım kişi. Gerçi sanıyorum ki artık farklı tarzlarda videolar yükleyecekmiş. Zaten ödümüzü yeterince patlatmıştı. Bir nesli daha korkudan öldürerek amacına ulaştığı için kendisini tebrik ediyor ve kendisi hakkında ki yazımızı şu cümlelerle sonlandırıyoruz "mutlak olan kaderde mutlak olmayan bazı şeyler vardır içinize sonsuza dek dehşet şaçar ve düşündükce ruhunuz hastalanır." Kanala buradan ulaşabilirsiniz.


GÖRKEM KARMAN


Aslında Görkem'i blog sayfası sayesinde tanıdım ilk kez. Oda Duygu gibi makyaj vloggerı. Daha sonra da zaman zaman bir kaç videosunu izlemeye başladım. Youtube'dan sürekli takip etmesem de Snapchatten daima takipte olduğum bir vlogger. Kedisi Üzüm'e bayılıyorum. Güzel bilgiler veren, oldukça sorumluluk sahibi birisi. Yaptığı işi sevdiği ve değer verdiği her halinden anlaşılıyor. Güzel, pozitif enerjisi insana iyi geliyor. Mutlaka tavsiye ederim. Buradan kanalına ulaşabilirsiniz. Bloguna ulaşmak için ise tık tık. 


Youtube kanallarından bahsettiğim yazı dizininin ilkini okudunuz. Yaklaşık 3 veya 4 yazıdan oluşacak bu dizin için takipte kalın. Hepinizi kocaman öpüyorum canlarım.





22 Mart 2016 Salı

Hayat Güzel ve Hayat Kötü!




**Okumaya başlamadan önce sizden ricam bu şarkı ve okumaya aynı anda başlamanız. Ancak o zaman yazının anlamını hissedebileceğinizi düşünüyorum.



Spotlight Soundrack

   Bazı zamanlar, bazı hisler olur ya... Sizce hayat gerçekten nedir? diye sorduran, hissettiren...
Bazı müzikler vardır ya hani, acının tam ortasından geçen. Bazı görüntülerden daha gerçek, her şeyi yüzünüze birer birer çarpan ve sizi derinlere daldıran.

   Hayat güzel ve hayat kötü... Ne kadar büyük bir ironi değil mi hayat? Öylece zamanda asılı kalmışız gibi. Aslında tek başımızaymışız ve başka kimse yokmuş gibi... Sanki koca dünya da bir tek benmişim de diğer her şey bir görüntü gibi... Sanki gözlerimi kapatıp açsam kapkara bir boşlukta uyanacakmışım gibi. 

   Bazı zamanlar kendimi sanki uzaktan izliyormuşum gibi ; sanki iki tane ben varmışta oracıkta oturuyor kendi yaşamımı izliyormuşum gibi... Sanki sadece o derin sızı geldiğinde tek kişi oluyor, o ikinci ben bu anlarda gidiyormuş da dünya tam da işte o zaman tüm sessizliği ile beni içine alıyormuş gibi, sanki işte o an gerçekten insan oluyormuşum gibi...

   Bazı müzikler...

   Koca dünyanın tüm kötülükleri bir anda görünür kılınmış gibi... İçimin sesleriyle dolu sanki dünya.

   Bazı anlar olur ya... İçindeki ağır sızıdan başka şey hissetmessin. Sanki kalbin atmaz, kanın akmaz olur, atsa duyacak olursun. Sanki o an yaprak kımıldamaz, kuş ötmez olur, tüm çiçeklerin kokusu unutulur.

   Hayat güzel ve hayat kötü...

8 Mart 2016 Salı

Haftanın Blogu Seçilince: HOŞ GELDİNİZ! :)




   MERHABALAAARRR,

   Bu yazımı Cafe Tigris'in beni haftanın blogu seçmesi üzerine yazıyorum.
Umarım fazla gecikmemişimdir, okul falan derken ancak fırsat oldu.
Benimle ilgili olarak çok güzel şeyler yazmış, okuyunca nasıl mutlu oldum anlatamam. Buradan girerek siz de okuyabilirsiniz :)
Kendisi de çok güzel kalbi olan birisi, her zaman güzel duyguları, düşünceleri ile gülümsememizi sağlayan, blog sayesinde tanıdığım en değerli insanlardan birisi oldu. Çok tatlı bir insan.
Buradan da kendisine çok teşekkür ediyorum.

   Blog hayatıma 4 Aralık günü başladım bakıyorum da sadece 4 ay geçmiş. Aslında çok kısa bir süre ama ben yıllardır blog yazan birisi gibi hissediyorum kendimi. Sanki yıllardır yazıyorum ve her birinizi de yıllardır tanıyorum. "Burayı yuvaya çevirebilirim umarım" demiştim ve en azından kendim için başarılı olabildiğimi görüyorum.

   Şuan 90 takipçim var ve her geçen gün artıyor, ben bloga başlarken bunun 10 bile olacağını tahmin edemezdim. Hatta bırakın takip etmeyi beni 10 kişinin okuyacağını bile sanmazdım. Bu yüzden okuyan, takip eden, seven herkese çok teşekkür ederim. Hepinizi gerçekten çok seviyorum. Her biriniz hayatıma güzellik katıyorsunuz bunun için hepinize minnettarım.

   Umarım amacına ulaşan bir yazı olmuştur, herkese mutlu günler :)



3 Mart 2016 Perşembe

Neler Yapıyorum?



     
   Saat 01:53 feci şekilde uykum var. Ama buraya yazmadan yatmak ve uyumak istemiyorum. Burası benim için sığınılacak bir liman oldu ilk açtığım günden beri ve her şey iyi giderken o limanı terk etmek istemiyorum.
Fazla şey yapmadan kısmen yorucu bir gün geçirdim. Sandalye tepesinde oturarak iki saatlik filmi neredeyse üç saatte izledim. Günün önceki kısmında ise yarın ki sınav için biraz çalışmam gerekiyordu. Film Oscar' da en iyi film olarak seçilen Spotlight idi. Sinemada izlemeye fırsat bulamamıştım, pişman oldum gerçekten.


Onun hakkında gazetede ki ikinci köşe yazım için bir yazı yazıyordum. Yazarken onu seçtiğime pişman oldum doğrusu çünkü filmden aldığım duyguyu bir gazete yazısında yazması oldukça zorlu geldi. Geçtiğimiz pazarın yazısını blogumdan almıştık ve kafam oldukça rahat başlamıştım gazete hayatına ancak bu hafta özel olarak gazete için yazınca aslında pekte kolay olmadığı görmüş oldum.

   Buraya yazacakta tonla şeyim var ajandama not edilmiş aslında bakarsanız ama sebepsizce o kadar uzun fırsatım olmuyor yazacak ancak sizleri ve buraya yazmayı epeyi özlüyorum.
Gazeteye daha göndermedim bile fakat siz yabancı değilsiniz spoiler verebilirim, filmi oldukça fazla beğendim. Gerçekten en iyi film seçilmesi yanlış olmamış izlerken tüylerimi diken diken etti. Gazete yazımı da internetten takip edebilirsiniz linkini bırakıcam şimdi aşağıya. Geçen haftaki yazımı da her pazar girip bakabileceğiniz linkide.

Herkese sevgiler, çok çok öpüldünüz :)

Geçen pazar ki yazıma buradan ulaşabilirsiniz. ( Blogtan alınmıştır. )
Bu bağlantı ile de her pazar yazılarıma sırası ile ulaşabilirsiniz : Tık tık :)

26 Şubat 2016 Cuma

Bir Adım, Bin Mutluluk :

   Merhaba,

   Dün hayatımın en güzel günlerinden birisini geçirdim, bilmiyorum belki de en güzel günüydü. 
Bir hafta falan önce sanırım Sakarya'da ki bazı gazetelere mail atıyordum. Sebebi de şu ki ileri de basın yayın alanında çalışmayı planlıyorum fakat malumunuz Felsefe okuyorum ve basın alanıyla alakalı hiç bir şey öğrenmiyorum bu sebeple işi öğrenmeye başlamam gerekiyor. 
Her neyse ve sonra gazetelerden birisi geri dönüş yaptı! Bende bir heyecan bir sevinç tabii böyle dans falan ediyorum. Sinema-Müzik köşeyi boşmuş örnek yazı istediler. Bende hemencecik bilgisayarımı kucakladım yurtta internetin en iyi çektiği yere yerleştim açtım wordu yazayım diye, baktım bir yazı 10 dakika da yazılmaz yani. Blogtakilerden seç beğen yaptım gönderdim. Sonra akşama kadar sayfa yenileyerek cevap beklemece falan derken dün sabah bir baktım bir de ne göreyim mail gelmiş! Görüşmeye gitmek için randevu almam gerektiğini yazmışlar, hemen o saniyede aradım herhalde sonra hemen annemi ve sevdiceğimi sırayla arayıp haberi verdim. Onlarda inanılmaz sevindiler. İşte sonrasında yalnız gitmeyeyim dünyanın kırk bin türlü hali var felsefesi ile - bir kadının dramıdır bu- sevdiceğimle gidip görüştük ve görüşmede benim için müthiş geçti. Safa Bey çok güzel ağırladı bizi çokta güler yüzlü, iyi bir insan. 




Sonuç olarak alındım!

   Görüşme boyunca içimde böyle nasıl bir çığlık atma hissi var ama bir bilseniz nasıl mutluyum ama cool görünmeye çalışıyorum artık ne kadar başarabildim orası muamma :D

   Görüşmeyi bitirdik bu pazar yayınlanacak yazıma karar verdik falan derken Safa Bey bizi kapıya kadar geçirdi. Kapıyı kapatır kapatmaz bir atlayıp zıplayışım var görmeniz lazım sevinçten deliye döndüm.



   Biliyorum ki harika yazılar yazan birisi değilim ortalama şeyler yazıyorum ama yine de kendimle belki de ilk defa gurur duydum. Sonunda istediğim şeylere yürümeye başlamanın verdiği keyif inanılmaz güzel benim için.
Yazım pazar sayısında yayınlanacak, bekliyorum, heyecanla...
Herhalde pazar günü sabahın köründe kalkıp gidip hemen alacağım. Ve muhtemelen ömrümün sonuna kadar da o gazeteyi saklayacağım.



***Bu arada hafta sonu Tarkovsky izleyeceğim ve sonra yorumlaması gelecek demiştim ama yurttaki internetin sıkıntısından dolayı bir türlü olmadı. Affınıza sığınıyorum.

Öpüldünüz herkese mutlu günler :)