30 Kasım 2016 Çarşamba

Aşk Sesini Öpmeyi İstemek Gibi

   Bugün biraz aşktan bahsedelim istiyorum.
Aşk gerçekten büyüdüğümü hissettiğimden beri, sanırım içimde barındırmayı en sevdiğim duygu. Sürekli aşık olan birisi değilim elbette zaten insanın öyle her gördüğü insana da aşık olabileceğini sanmıyorum.
   Aşk bana göre nedir biraz bundan bahsetmek istiyorum, ruhumu sarıp sarmalayan içinden asla çıkmak istemeyeceğim bu güzel his nedir onu konuşalım biraz.
   Aşk herkeste farklı şekillerde tezahür eden, herkesin kendisine has insanı kökünden değiştiren bambaşka bir şey.
   Aşk, kalbin yumuşamasıdır, merhametle dolmasıdır bence. Aşık bir insan nasıl kötü olabilir bilmiyorum. Bir başkasının her şeyini düşünmek, kendinizle bir tutmak gibi bir şey onu. Sanki bir parçanız gibi benimsemek, gülüşünü izlemek, sesini, nefesini dinlemek.
   Ayrılık dahi olsa onunla geçirilen güzel anılara sahip çıkmak, bir gün dünyanın en berbat insanı olduğunu öğrenseniz dahi anılarınıza saygı duymak, kalbinizden onları asla atmamak. 
   Aşka aşık olmak belki de, ona aşık olmak ve sonra ona duyduğunuz güzel aşka da aşık olmak. Aşka aşık olmak ve onun size duyduğu aşka aşık olmak.
   Hatırlanan güzel bir anıda, belki size attığı bir güzel bakışta mutluluk gözyaşlarına engel olamamak.Bir küçük günaydın mesajında bu mesajı alabildiğiniz için şükretmek Allah'a ve mutluluktan yine ağlamak.
   Gururunuzun yok olması belki de aşk, öyle sevmek ki gurur yapmamak, özür dilemekten korkmamak. Ellerini asla bırakmamak. O sizi bıraksa da bırakamamak, vazgeçememek. 
   Hayatınızdaki tüm üzüntüler de ona sığınmak, sizi üzüntüden öldüren o olsa bile tesellisini yine ondan beklemek. 
   Güzel sevmek, kokusunun rüzgarına takılıp, sesinin tınısından sevmek. Aşk sesini öpmeyi istemek gibi ya da mutluluktan ağlamayı sevmek gibi. 
   Biraz şiirvari oldu yazdıklarım sanırım ama insan aşkı anlatırken istemeden şiirselleşiveriyor sanırım her şey. Aşık olun! Aşk acısını da yaşamış birisi olarak konuşuyorum dünya da acısı bile yaşanmaya değer, acısı bile güzel olan tek duygu aşk bence, yaşayın kaç yaşında, kim olursanız olun dibine kadar mutluluğunu da acısını da en dibine kadar yaşayın! 

25 Kasım 2016 Cuma

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar?



Merhabalar,
Çok uzun süredir beklediğim bir filmden bahsedeceğim bu yazımda. "Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar?" 
18 Kasım Cuma günü girdi bu güzel film vizyona. Harry Potter bağlantısını bildiğimden beni oldukça heyecanlandırmıştı izleyeceğim güne kadar, 21 Kasım günü gidebildim. Filmi görene kadar herhalde 20 kez falan fragmanını izlemişimdir, belki de daha fazla.

Beklediğime değdi mi peki?
Evet fazlasıyla değdi, zaten bu film herkes için dünyanın en berbat filmi olsaydı da benim için harika olacaktı çünkü Harry Potter ile bağlantılıydı çünkü içerisinde Hogwarts geçiyordu çünkü Albus Dumbledore ismi geçiyordu ve başka hiç bir şeye ihtiyacı yoktu.

Film benim için bir devam filmi gibi oldu açıkçası, Harry Potter'a nazaran İngiltere yerine New York'ta geçen bir hikaye. 
Çok çok beğendim, büyü dünyasına başka bir açıdan bakılmasını, büyücü dünyasının mükemmel olmayan yanlarının vurgulanmasını aslında mugglelardan üstün olmadıklarını ve hatta onlardan belki de çekindikleri noktalar olduğunu gördük. Ayrıca Harry'nin baş karakterimiz Newt Scamander'in kitabını okumasından 70 sene öncesini anlatıyor hikayemiz yani bir nevi Newt'in kitabı yazma hikayesi ve o sırada yaşadıkları diyebiliriz.
Harry Potter'da üstün körü geçilen Grindelwald'u görmekte ayrıca hoşuma gitti ve filmi izlerken hiç ama hiç farketmemiştim fakat Grindelwald'ı Johnny Depp canlandırmış.

Ne diyebilirim ne ayrıntılar verebilirim bilmiyorum doğrusu, Harry Potter serisini seviyorsanız düşünmeden gitmeniz gereken bir film, hiç Harry Potter izlemeyenler de rahatlıkla anlayacaklardır kurguyu sadece tek fark bizim seriden önceden bildiğimiz ufak tefek şeyleri izlerken öğrenecekler. 
Benim için mükemmeldi, gidin ve izleyin.

20 Kasım 2016 Pazar

Sokak Hayvanları İçin/ ÇEKİLİŞ(Kapandı)

   
   Merhabalar, bazılarınız hatırlayacaktır bloga ilk başladığım zamanlarda bir çekiliş düzenlemiştim. Amacı sokaklarımızda hiç bir hayvanı ayırt etmeksizin aç olan sokak hayvanlarının karınlarını doyurmak idi. İnsanoğlu sonucunda bir şeye ulaşacaksa veya birileri kendisini itelerse eğer hareket ediyor, özellikle bizim toplumumuzda işler böyle.

   Konuya gelecek olursak, geçen defa çok çok az bir katılım olmasına rağmen aynı çekilişi kış aylarının gelişi ile yeniden başlatıyorum. Henüz kazananlara ne hediyeler seçeceğimi veya kaç kişinin kazananlara adını yazdıracağına karar vermedim bu da bilgilendirme olarak burada dursun.

   Yine bazılarınızın bildiği gibi bu çekilişin tek bir katılım koşulu var oda "BİR VEYA BİRDEN ÇOK SOKAK HAYVANININ KARNINI DOYURMAK VE BANA BUNU FOTOĞRAFLAYIP GÖNDERMEK" 

Ayrıntılara gelecek olursak:
-Fotoğrafta illa ki kendiniz olmak durumunda değilsiniz,
-O anda verdiğiniz yemeği bir hayvanın yiyor olması şart değil, önemli olan bıraktığınız yiyeceğin veya suyun resmini görebilmem,
-Fotoğrafı mail adresime(slnogzhn@gmail.com) veya yan taraftaki iletişim kısmında bulunan herhangi bir sosyal medya adresime gönderebilirsiniz. 
-Fotoğrafı gönderirken blogunuzun adresini(blog sahibi iseniz), ad-soyadınızı ve size geri dönmem adına en kolay ulaşabileceğim iletişim bilginizi yazmanız önemli.
-Güzel bir katılım görene kadar süre devam edecektir. *

   Şimdilik önemli noktalar bunlar, herhangi bir konuda aklınıza takılanları bu başlık altında veya yine herhangi bir sosyal medya adresimden mesaj yolu ile sorabilirsiniz. 

17 Kasım 2016 Perşembe

Fotoğraf Çekmeye Nasıl Başladım?

   
   Merhabalar,
Yeni edindiğim bir hobi olarak başladığım fotoğraf çekme işinden bahsedeceğim. (Fotoğrafçılık demiyorum çünkü bu alandaki başarılı kişilere saygısızlık olsun istemiyorum.)

Fotoğraf çekmeye
gördüğüm ve beni heyecanlandıran şeyleri ölümsüzleştirme isteğimle başladım diyebilirim. O kadar ufacık şeylerin güzelliği beni cezbeder olmuştu ki bunları kaydetmeli, başkalarına da göstermeliydim. Ne yazık ki bu işi profesyonelleştirecek araç gerece henüz sahip değilim. Aşağıda birazdan göreceğiniz resimleri telefonumla çekiyor ve konu ile alakalı yazdığım bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi ışık oyunları ile zevkime uygun hale getiriyorum.

   Kameralar -yada benim elimdeki kamera- ne yazık ki gözlerimiz kadar harika görmüyor dünyayı, çekerken bunu derinden anladım. Zaman zaman gözlerim harika netlikte gördüğü müthiş bir görüntü fotoğrafı çekildiğinde rezil bir hal alabiliyor. Birazda bu yüzden photoshop işine de el atmaya çalışıyorum tabii hepsi üst düzey acemice.

Peki nasıl çekiyorum bu fotoğrafları? Nelere dikkat ediyorum?

Aslında çok basit gördüğüm her ama her şeyi gözlerim bir kamera merceğiymişcesine büyütüp küçültüyorum, önce detaylara daha sonra da genele çok ama çok genele, olabildiğince büyük açıya bakıyorum. Işığın yönünü ayarlamakta önemli, örneğin bazı resimler de ışık tamda çekmek istediğim görüntüye düşüyor bu fotoğrafınızın karanlık çıkmasına sebep olabiliyor, bu tarz durumlarda photoshop programlarını kullanarak aydınlatma yapabiliyorsunuz -en azından ben böyle yapıyorum- fakat fotoğrafın kalitesinde illaki düşme oluyor.
   Odak noktasını iyi belirlemeniz de önemli, odak noktası sizin fotoğrafta asıl vurgulamak istediğiniz yerdir ve burası sizi fotoğrafı çekmeye iten nokta olmalıdır. 

Not: Tüm bahsettiklerim benim kendi kısıtlı tecrübelerimden edindiğim fikirlerdir, elinde telefonu ile bu işi hobi edinmiş birisi olarak hatam varsa maruz görünüz lütfen.
Not2: Bazı fotoğrafları zaman zaman kişisel instagram hesabımda da görebilirsiniz.



16 Kasım 2016 Çarşamba

Sinema Filmi Yorumu : Benim Adım Feridun



   Son zamanlarda izlediğim en iyi film olmasını umarak "Benim Adım Feridun" filmine gittim bu Pazartesi. 
   Çok iyi olmasını umuyordum çünkü Çağan Irmak filmi idi, üstelik hem yönetmenliğini yapmış hemde, Mahir Ünsal Eriş'in, Olduğu Kadar Güzellik kitabından, ilgili bölümü -okumadığımdan ayrıntıya girmek istemem- uyarlayıp senaryolaştırmış. 
   Bir de Halil Sezai biliyoruz yani, dram-komedi filmi idi, kesin çok yüksek performans bekliyorum, birde aniden öğrendim bu filmin çıktığını yani fragman falan da izlemedim. Kesin çok duygu yüklü sahneler bekliyorum mesela, filmin bizi içerisine katacağına çok inançlı gittim. Hele de Halil Sezai'nin bir kez dahi olsa şarkı söyleyeceğine emindim, söylemedi.

   Film gerçekten hayal kırıklığıydı. Ne dramı dramdı, ne de komedisi komedi. 
   "Ersan (Halil Sezai) ve Ayla (Özge Borak) 4 yıldır ilişkileri olan bir çift ve Ayla'nın Ersan'ı terk edişi ile başlıyor film, daha sonra Ersan'ın acısını ve İstanbul'da duramayıp ana kucağına dönüşünü ve öylesine girdiği bir düğünde, damadın babasının kendisini Almanya da küs olduğunu sandığı, erkek kardeşinin oğlu Feridun olduğunu, sanmasıyla başlıyor. Ve aynı düğünde Feridun (yani Ersan), Hayal'e (Büşra Pekin) aşık oluyor." Bunları yazmakta sorun görmedim, kendisi de konu olarak basına verdiği için, ancak bu yazanlardan ileri hiç bir şey olmadığını söylemek isterim.
   Ortada bir ayrılış var hemde 4 yıllık bir ilişkinin ayrılışı, ne bahsedilen acının yaşanmışlığını ciddi bir şekilde görebildik, ne unutma süresine tanık olduk ne de doğru düzgün Hayal'i tanıdıktan sonra ki yeniden aşık olma durumunun heyecanını yaşattı film. Örneğin gizlice girilen bir düğün ve Ersan'ın Feridun sanılması gibi güzel bir konuda inanılmaz eğlenceli sahneler çekilebilirdi fakat sadece bir kaç noktada gülümsedim onun dışında dediğim gibi ne dramdı ne de komedi. Ne ağlattı nede güldürdü. Sanki film bilerek hızlandırılmış ve kısa olması için çalışılmış, zorla çektirilen bir film gibiydi, Çağan Irmak gibi başarılı işlerde imzası olan birisinden bu beklenemezdi.

   Filmde tek takdire şayan şeyler görüntü ve ses kalitesiydi. Bunun dışında izlenmeye değer olduğunu bile düşünmüyorum, hatta şu kadar diyorum televizyona geldiğinde bile kanalda insanı tutabileceğini sanmıyorum. Benim için vasat bir işti. Siz ne düşünüyorsunuz? Lütfen benimle paylaşın.

9 Kasım 2016 Çarşamba

Geç Kalmış Film Yorumları/ Ekşi Elmalar ve İkimizin Yerine

   Her geçen yıl benim için daha da yoğunlaşıyor. Bu yıl daha da yoğun, geçen yıl ki dersleri boşvermişliğin acısını çekiyorum bir taraftan. Tabii bu yoğunluk asla sevdiğim şeyleri yapmama engel olamıyor, sinemaya gitmek gibi... 
   Beklediğim, güzel olduğuna inandığım bir film olduğunda onu görmeden yapamıyorum.
   Geçtiğimiz aydı sanırım, Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları'na gitmiştim şuan üzerinden çok geçtiği ve vizyondan kalktığından çok yer ayırmayacağım fakat mutlaka ama mutlaka izleyin. Ben çok beğendim, benim için eksik hiç bir yanı yoktu. Kaldı ki ben bu tarz filmlere bayılırım, bu filmede bayıldım.

   Şimdi asıl konumuza gelecek olursak; hala vizyonda olan iki film var, bende geçtiğimiz haftalarda gidip gördüm bu filmleri.


   Öncelikle ilk vizyona giren "İkimizin Yerine" isimli film olduğundan ben ondan başlamak istiyorum;
   Beğenmedim! Spoiler vermeden nasıl hislerimi anlatabilirim bilmiyorum fakat konusu, geçen olaylar beni rahatsız etti, canımı sıktı. 
   Aslında sırların ortaya çıktığı yer olan ana konu filmin farkını ortaya koyarak onu klasik olmaktan çıkartıyordu fakat üstün körü işlendi ve geçildi ana konuya koyulan şey aşk gibi gösterildi ve seyirciden çift kavuşamıyor diye ağlanması beklendi. Üzülmesi beklendi. Bu açıdan benim için tam bir fiyaskoydu. 
   Bana göre tiksindirici, toplum üzerinde kötü etkiler bırakan, gençleri kötü yönlendiren bir film olmaktan ileri geçemedi, kaldı ki genel anlamda açık görüşlü birisiyimdir ama bu film tarzındaki olaylar bence açık görüşlülüğü kaldırabilecek cinsten değil. Benim orada gördüğüm -spoiler vermeden konuşmak çok zor- aşktan veya ana olayla bağlantısından çok utanmazlık, ahlaksızlık gibi şeyler oldu, siz ne düşünürsünüz bilmiyorum. 
   Ha bir de son olarak, güzel bir oyuncu kadrosuna sahip bu filmin böyle kötü olması ekstra üzdü.


   Gelelim "Ekşi Elmalara";
   Ekşi Elmaları sevdim. Zaman zaman çok durağan olduğu ve biraz sıkıldığım olmadı değil ancak hem güldürdü hemde biraz geçmişe götürüp bir aşk, geçmişte, bir doğu şehrinde nasıl yaşanır, aile nasıldır bunları gördük. Güçlü, dağ gibi dik duran bir adamın devrilişini gördük. İmkansızlıkları, vazgeçişleri ve asıl mutlulukları gördük. Bazı sahneleri beni ağlattı mesela, çok güzel işlenmiş sahneler olduğunu söyleyebilirim.
   İzlemeyenler vardır diye anlatamıyorum ancak bizim önemsiz gördüğümüz şeylerin bazı insanların nasıl hayallerinde olduğunu gösterdi film. 
   Ben beğendim, sizlere de tavsiye ediyorum, filmi izlerken size tavsiyem her karakterin yerine kendinizi tek tek koyun ve onlar gibi hissetmeye çalışın bu şekilde daha anlamlı olacaktır diye düşünüyorum.

4 Kasım 2016 Cuma

Sevgiden ve Merhametten Ne Kadar Uzağız


Bu yazıyı şuan haberleri izlerken yazıyorum. Ülkemizde durmadan görmek istemeyeceğimiz görüntülerle, duymak istemeyeceğimiz şeylerle karşılaşıyoruz.
İzlemeden de olmuyor, gözlerin kapalı yaşayamassın çünkü. Ancak gerçek anlamda psikolojim elvermiyor artık. Boğazıma bir şeyler takılıyor her izleyişimde, hemen her haberde.
Bu kadar büyük olan nedir diyorum.
Güzel bir vatanımız var, cennet gibi bir ülkemiz, harika bir kültür geçmişimiz var. Neyi paylaşamıyoruz? Herkesin imrenerek baktığı bir Ata'mız var. 
Tek ihtiyacımız biraz sevgi değil mi sizce de? Bir birimizi sevmekten ne kadar da uzağız.

Fox Tv'yi izliyorum ben. Fatih Portakal'a bayılıyorum, o kadar mantıklı bir insan, o kadar aklı başında ve sağ duyulu ki. 

Her gün gözaltılar, tutuklamalar, patlamalar, ölümler, tecavüzler, hırsızlık, cinayet ve daha kim bilir neler neler. 

Şuan izlediğim bir haber var mesela dehşet içindeyim, gözyaşlarımı tutamıyorum bir anne kendi öz çocuğunu ceza diye çamaşır ipiyle arabasının arkasına bağlayıp sürüklüyor. Anne ya anne! 
En merhametli olması gereken kişiler annelerken, bir annenin şu yaptığına bakar mısınız? Daha ne bekleyebilirim diyorum bu toplumdan.

Sonra geçtiğimiz günlerde Sapanca'da sokak köpekleri zehirlendi, resmen bir katliamdı olanlar. Sosyal medya yankısını görenleriniz olmuştur belki, o videoları falan. Kaldı ki bu olay Türkiye'nin her yerinde sürekli olan bir uygulama, Sapanca daki olay sadece yankı buldu, sosyal medya görünürlüğüne sahipti bu kadar. Sesini çıkaramayan, bir kap yemeğe, bir kap suya biraz sevgiye ihtiyacı olan canlara bunu yapmak neden? Ve zehirleme o kadar acı verici bir öldürme şekli ki. 
Tamam anlıyorum sevmeye bilirsin, korkabilirsin, nefret dahi edebilirsin ama zarar vermeni gerektirmez bu. Lütfen sevmiyorsanız görmezden gelin. Kalbim acıyor gerçekten.

Bu kadar merhametsizliği kaldıramıyor yüreğim artık. Daha 20 yaşımdayım ben ve geleceğe dair umudum neredeyse kalmadı.