17 Kasım 2017 Cuma

Ders Çalışma Teknikleri : / Ben Nasıl Motive Oluyorum? Nasıl Çalışıyorum?


Hazır vizeler bitmişken ve bende bloga yazmak için heves doluyken diyorum ki bu yazımda benim gibi ders çalışmakta zorlanan, adapte olmakta güçlük çeken ve çabuk sıkılanlar için ders çalışma teknikleri yada taktikleri hakkında bir yazı yazayım. 

Aslında anlatacaklarım teknikten ziyade "masada nasıl daha uzun süre verimli bir şekilde kalınır" olacak. Tabii ki ben bilir kişi falan değilim, tamamen kendi uyguladığım ve sonrasında daha fazla verim aldığım yöntemleri anlatacağım, umarım faydalı olur. Sizin de kullandığınız başka yöntemler varsa lütfen yorum olarak bana yazın.

1- Öncelikle çalışacağınız ortamın göz yormayacak aydınlıkta olması bence en önemlisi. Çünkü fazla ışık gözlerinizi yorup baş ağrısına ve uyku hissine sebep olabilir aynı şekilde yetersiz ışıkta da uykunuz gelecektir. 

2- Tahmini ders çalışma vaktini belirlemek. (Örn. Sabah saatleri veya öğleden sonra yada geceleri), eğer dikkati çabuk dağılan, evde insanlar bir şeylerle uğraşıyorken aklı onlarda kalanlardansanız geceleri herkes uyuduktan sonra çalışmanız faydalı olabilir. Örneğin ben gün ışığında gündüzleri çalışmayı daha çok sevenlerdenim.

3- Aç ve yorgunken ders çalışmak daha az verimlidir. Açsanız önce karnınızı doyurun, ağır şeyler yememeye özen gösterin bu ağırlık yaparak uykunuzun gelmesine sebep olur. Eğer yorgunsanız 1-2 saatlik bir uyku kendinize gelmenize yardım edebilir.

4- Ajanda yada bir ders çalışma programı kullanın. Ben geçen yıldan beri düzenli olmasa da bir ajanda kullanıyorum ve yapmam gerekenleri, çalışmam gereken dersleri, sınavları mı oraya not alıyorum. Görevlerimi tamamladığıma dair yanlarına işaret koymak beni motive ediyor.

5- Sizi masaya bağlayacak yollar keşfedin. Bu bir yiyecek, içecek yada hoş kokulu bir çiçek olabilir. Benim maalesef çok çok yanlış olsa da telefonum. Ders çalışırken zaman zaman onunla uğraşmak ders çalışmamı daha kolay ve katlanılır hale getiriyor. - Tabii abartmamak şartıyla.- 

6- Ders çalışacağınız alanı keyifli hale getirin. Benim için zaman zaman dikkat dağıtıcı olsa da masamı camın önüne koymak yeterli oldu, balkonuma gelen kuşları izleyerek çalışmaktan mutluyum. Bunun dışında fazla dikkat dağıtıcı olmadıktan sonra sizde kendinize ilham veren şeyler yapabilirsiniz.

Sanırım benim yaptıklarım bu kadar, çok şaşırtıcı bir şey yok biliyorum. Ama bunları yaparak daha verimli çalışabiliyorum. 
Son olarak söylemek istediğim bir şey var ; ne kadar doğru bulursunuz yada bulmassınız bilmiyorum fakat hayat okuldan, sınavlardan ve derslerden ibaret değil, bunlarla uğraşırken lütfen hayatı kaçırmayın. Yaşanacak çok güzel günler, okulda öğretildiğinden daha önemli dersler var hayatta alınması gereken. Çok çalışkan, çok başarılı ama mutsuz, yalnız insanlar olmayın. Her şey kararınca güzeldir unutmayın. Sizleri seviyorum, dediğim gibi ben uzman falan değilim sadece kendi yaptıklarımı ve faydasını gördüklerimi yazdım. Öpüyorum...

15 Kasım 2017 Çarşamba

Kendime Gelişim

Havaların güzel, benimse anlatmak istediğim şeyler olmasından dolayı yazmaya başladım bugün. Aslında neredeyse bir hafta kadardır yazmak aklımda olan bir şey fakat ne vakit bulabildim ne de ruhsal olarak içimde bir güç.

Geçen yazımda erkek arkadaşımın askere gideceğinden bahsetmiştim Kasım 1 gibi onu gönderdik. Gitmeden önce gideceği düşüncesi nefesimi kesiyordu, sanki o gidince tek başıma kalacakmışım, nefessiz kalacakmışım ve bir sene boyunca bir boşlukta çırpınarak geçecekmiş günlerim gibi gelmişti. Önce ki yazılarımı okuduysanız ruhsal olarak ne kadar çabuk düştüğümü bilirsiniz. Gönderdiğimiz gün gerçekten hayatımın en zor günü olabilir, nasıl ayakta durdum, o günü nasıl geçirdim bilmiyorum, bir ömür gibiydi. Tüm arkadaşları tüm tanıdıkları oradaydı gitmesi bir yana onca tanıdığı insanın içinde onu yollayacak olmakta başka bir taraftan beni strese sokuyordu ama şunu anladım ki öyle bir anda insan kimseyi umursamıyormuş ve gönderdim. 

Sonrasında gelen günler de farkettim ki ben gidecekmiş gibi değil de çocuk ölecekmiş gibi davranıyormuşum, saçmalıyormuşum. Hayat onun içinde benim içinde devam ediyor, günler hızla geçiyor ve bu uzaklık bize güzel şeyler katıyor, katacak. İkimizi de olgunlaştıracak.

Tüm bu gitmeden ve gittikten sonraki süreçte sanki birisi beni silkeledi ve kendime geldim gibi hissettim başka bir taraftan. Hayatta hiç bir şeyin önemli olmadığını anladım, sevdiklerimiz yanımızdaysa -kalben bile olsa- bundan daha önemli bir şey yokmuş. Edilen küçük kavgalar, küslükler ne kadar önemsizmiş aslında. Biz 4 yıldan fazladır beraberiz ve 4 yıldır içimde istemeden biriken irili ufaklı kırgınlıklarım vardı ve hepsi önemini öyle bir kaybetti ki unutulup gitti. Çünkü anladım ki önemli olan tek şey ona duyduğum sevgi imiş. Bu kendime geliş sadece ondan ibarette değildi tabii aileme karşı, arkadaşlarıma karşı herkese duyduğum kırgınlıklarım gitti artık çünkü sevdiklerimiz gidebiliyor. Hayat gerçekten kırılmak, küsmek için çok kısa bunu anladım. Belki bu duygusallıktan kurtulunca bu düşüncelerimi de unutacağım insanız sonuçta ama baki kalmasını dilerim.

Bu arada Ankara'ya gitti, malum ben Sakarya'dayım, buraya çok yakın olunca pazar günü oradaydım bu da beni rahatlattı aslında, gidebileceğimi bilmek içimi daha ferah tutmama yardım ediyor. Onu öyle asker kıyafetleri ile görünce içim gururla doldu, bugünleri de görebildim diye şükrettim istemsizce. Allah daha güzellerini de gösterecek umarım. Kısacası o üzüntülü hallerimi geri de bırakarak sadece tadını çıkartmaya çalışıyorum, mutluyum. Mutlu olmamam için bir sebep yok çünkü.

Bunun haricinde vize haftam şuan, nefret ettiğim asla yapamam dediğim Osmanlıca'yı bile hallettim sayılır. Yapabildiğim kadar, çalışabildiğim kadar kendimi çokta zorlamadan çalışıyorum. Hayatta okuldan, derslerden çok daha değerli şeyler var bence yaprak hışırtılarını dinlemek, güneşin batışını izlemek, yemek pişirmek ve afiyetle yemek gibi, sevdiğin bir diziyi izlemek, güzel bir kitap okumak, kaliteli bir müzik dinlemek gibi... 

Mutlu olun, gülümseyin ve bir birinizi çok sevin. Hepinizi çok çok öperim...

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Trabzon,Askerlik ve Game Of Thrones'lu Sohbet - Neler yaptım, neler yapıyorum?

Yaz tatilindeyim, bitmesine 15 gün falan kaldı ve sonra Sakarya'ya, okula geri dönüyorum. Ama bu yazımda çoğunlukla yaptığım gibi şikayet etmeyeceğim, moralim şükürler olsun ki bir süredir yerinde. Olumsuzluklar ve sıkıntılar beni pek ziyaret etmiyor bir süredir.
Bir çok şeyi kafaya takmanın ve fazla düşünmenin anlamsız olduğu kanısına vardım, yaşayalım ve neler olacağını görelim öyle değil mi? Düşünmeye ve hayatı yönlendirmeye çalışmanın gereği yok. Yapılması gereken şeyleri yaparsın ve sonra beklersin bu kadar. Umarım bu düşüncemi olumsuzluklarla karşılaşınca da sürdürebilirim.

Her neyse aslında bahsetmek istediğim pek bir şeyde yok. Buraları, bir şeyler yazıp sohbet etmeyi özledim ve işte buradayım. Hayatımda neler oluyor onlardan bahsedeyim bari biraz yoksa sizler nasılsınız deyip bitirmek durumunda kalacağım. Burada yazarak neler olduğunu anlatmayı seviyorum, hem günlük tutar gibi, hem dertleşir gibi hemde karşında muhatap bulabiliyorsun. 

Bu yaz bizim okulumuz baya erken kapandı yanlış hatırlamıyorsam Mayıs ortası yada sonuydu. Trabzon'a eve döndüm ve daha sonra yaz okulu için Haziran ortasından Temmuz sonuna kadar Sakarya'daydım. Yaz tatilim de gitti diye yakınmadım değil doğrusu, yakındım, bunaldım, strese girdim ve içten içe bir sürü dram yaşadım  ama güzel geçti, iyi de oldu yoksa tüm yaz keçileri kaçırabilirdim sıkıntıdan. Ve şimdi yaz okulu da bitince kalan 1,5 ay için memleketime geri döndüm. Burayı, insanlarımı, köylerimizi ve yaylalarımızı, diğer şehirlere nispeten tertemiz havamızı öyle seviyorum öyle özlüyorum ki. Burada ki dostluklarımı da öyle, burada olduğu kadar güzel dostluklarım olmadı hiç bir yerde. Trabzon'dan gittikten sonra bazen öyle şeylere şahit oldum ki -arkadaşlık anlamında- memleketim de -ki ben bir de ilçedeyim, küçük bir yer- en kötü insanın bile daha iyi olabildiğini gördüm bazen. Sanki bir çok kişiden izole olmuşuz da bazı kötü şeyler olsa bile çoğunlukla iyi kalmayı başarabilmişiz gibi hissettim. Böyle şeyler gördükçe de burada doğduğuma, burada büyüdüğüme hep şükrettim.

Her neyse yaz öyle böyle geçiyor evime, aileme ve dostlarıma doymaya çalışıyorum, ruhuma güzel şeyler depoluyorum, gittiğimde oldukça ihtiyacım olacak biliyorum. Gitme konusuna gelmişken 15 gün sonra falan dönüyorum. Bu üniversite de son senem sonra beni neler bekliyor hiç bilmiyorum, bazen bu bilinmezlikten korksam da kendime yeni bir yön çizme şansı elde ettiğimi düşünüp tadına varmaya çalışıyorum. Tüm bunlarla beraber sık sık bahsettiğim erkek arkadaşım bu Kasım ayında askere gidiyor, bu da benim için zorlu bir sürecin başladığı anlamına geliyor. Uzun dönem yapacak askerliğini yani 12 ay kadar bir süre olmayacak. Ara ara geleceği izinlerle kendimi avutmaya çalışsam da ne kadar zorlanacağım açıkça belli. Daha şimdiden içim bu kadar burkulurken gittiğinde hayat oldukça zorlaşacak fakat biliyorum ki geldiğinde daha güzel günler bizimle olacak.




Şu ara bir çok kişinin yaptığı gibi bende Game Of Thrones'u izliyordum. Bu sezonu deli gibi bir heyecanla beklemiştim ve sanırım yine beklediğimi aldım. Sezon finalini dün izledim ve yeni sezonu sabırsızlıkla bekliyorum, izlemediyseniz mutlaka izleyin. Tüm sezon boyunca dizi yine sevdiğim birinin canını alacak diye korkudan öldüm, aldı mı almadı mı bir şey söylemeyeyim şimdi, belki hala yeni sezonu izlemeyenler vardır ve spoiler vermek istemem çünkü özellikle bu sezon dizinin bölümlerininde sürekli sızdırılması ile istemeden çokça spoiler yedim ve bunun hiç hoş olmadığını bolca tecrübe etmiş bulundum. O yüzden bu konuyu daha fazla uzatmak istemem. Ha son bir şey daha; ben yedi krallığa hükmetmesi gereken kişinin Daenerys olmasını istiyorum ve bunu soyla alakalı değil de tamamen onun yaratacağını düşündüğüm dünyanın iyi olacağına güvendiğimden, kalbine inandığımdan istiyorum. Ayrıca ejderhalarının olması da oldukça önemli bir sebep. Siz kimin tahta oturmasını istiyorsunuz? Lütfen izliyorsanız yorumlarda yazın, bunu cidden merak ediyorum. Konuyu uzatmayacaktım ama aklıma gelmişken bir de Azor Ahai meselesi var. Benim teorime göre Azor Ahai, Jamie yada Jon olabilir. Ben açıkçası ikisi de olsun istemiyorum, gönlüm bir şekilde Tyrion olmasından yana. Ama bu konuda oldukça umutsuzum. Bunun hakkın da da izliyorsanız lütfen yazın. 

Yorumlarınızı bekliyorum, hepinizi çok seviyorum, görüşmek üzeree :)

30 Nisan 2017 Pazar

Kendimi 60 Yaşında Hissediyorum

Herkese merhabalar,

   Nasıl gidiyor, neler yapıyorsunuz? 
Benim işlerim hiç olamayacağı kadar yolundan çıktı bir süredir. Asla sorumluluk sahibi olamayacağımı net olarak anladığım bir dönemden geçiyoruz. Geçtiğimiz okul dönemini güzel atlattığımdan sanırım artık benden bir şeyler olur diyordum fakat yanılmışım, galiba güzel bir dönem geçirdim o kadar. 
   Dünyayı gerçekten anlayamıyorum biliyor musunuz? 
Gerçekten mecbur olduğum şeylere mecbur olmak sizce de çok aptalca değil mi? Örneğin ben şuan yapmam gereken ödevleri asla yapmak istemiyorum. Aylardır geçiştirip duruyorum, başına oturuyorum uğraşıyorum ancak olmuyor, istemedikten sonra hiç bir verim alamadan başından kalkıyorum. Benim koca ömrüm nasıl böyle geçecek gerçekten büyük bir soru işareti.

   Yapmak istediğim onca güzel şey varken bu kitapların arasına sıkışmak, okul, dersler bu tarz sorumluluklar beni inanılmaz yoruyor. Düşünsenize dünyada görülecek milyonlarca güzel yer var, kaçırdığımız onca güzel an. Ben okulda yarı uykulu yarı ayık anlatılanları dinlerken dünyanın bir yerinde balinaların göç edişini kaçırıyorum. Ya da bu kitaplarla bakışırken kayan bir yıldızı kaçırıyor olabilirim. Ve belki ömrüm bir daha kaçırdığım onca şeyi görmeye yetecek kadar uzun olmayabilir. 
   Kısacık ömrümüzü gereksiz yığınla sorumlulukla harcamak benim omuzlarıma öyle ağır gelir oldu ki... Biliyorum tüm dünya, tüm insanlar benim gibi sadece sorumlu oldukları şeyler farklı ama isyan ettiğim şey de tam da bu nokta da başlıyor zaten. Onca güzel şey varken insanlık neden böyle yaşamayı seçti anlamakta güçlük çekiyorum. Ben daha 20 yaşındayım ve neden kendimi 60 gibi hissediyorum? 
   Sanki dünya da yaşayacak çok az vaktim kalmışta kaybedecek dakikam yokmuş gibi ve oturduğum yerden kaybetmemem gereken dakikalarımı sadece sayıyor gibi...
   Her şeyin daha güzel olabileceğine dair içimde küçücük bir umut ışığı olsa belki daha mutlu olurdum ama biliyorum ki hiç bir şey düzelmeyecek ve hatta her şey daha da zorlaşacak.

   Sanırdım ki küçükken büyüdükçe tüm hayatım daha kolay olacak, her şey çok güzel gidecek ve ben tüm hayallerime kavuşacağım fakat bakıyorum da her gün tüm hayallerimden daha da uzaklaşıyorum belki de bunun suçlusu benimdir, neden olmasın? Kimse elimden zorla çekiştirip almadı ya hayallerimi, Belki de ben bırakıverdim geçtiğim her durakta, öyle ya sorumsuzluk hayallerine bile sahip çıkamamaktır belki de.

16 Ocak 2017 Pazartesi

Sırtımdaki Yükleri Atıyorum

Merhabalar,
   Sömestr dolayısı ile 20-25  günlüğüne de olsa evime döndüm. Geldiğimde bloga biraz zaman ayırırım hemen her gün bir şeyler yazardım diye düşünüyordum fakat her şeyde olduğu gibi blog konusunda da asla düşündüklerimi uygulamaya koyamıyorum zaten sürekli aklımda blogun olmasından, kendimi yazmadığım için stresli hissetmekten oldukça sıkıldım. 
   Buraya neden yazmaya başladığımı unutmuş gibiyim, buraya iş gibi hissetmek, sorumluluk olarak sırtıma yüklemek için başlamamıştım. Hobi olarak gördüğüm bana keyif vermesi gereken bir şeyin sırtıma yük yüklemesi canımı sıkmaya başladı ayrıca bir de sürekli içerik üretmek isteme çabasına girdim, aslında ben buraya insanlar sürekli beni okusun diye de başlamamıştım ama bir anda kendimi okunma kaygısının içinde buluverdim. Tüm bu sebeplerle artık benim blogumda zaman zaman yaptığım ürün yorumlarını, film yorumlarını, kitap yorumlarını ayrı bir başlık altında bulamayacaksınız. Burası tamamen sohbet yazıları yazdığım, karşılıklı konuştuğumuz yada belki becerebildiğim kadarıyla edebiyat yaptığım kendi sayfam olacak. Belki bu sohbetlerin arasında da şunu izledim güzeldi, bunu okudum harikaydı gibi ufak notlar olur o kadar.
   Bunların yanında artık çekilişler de olmayacak, ben zaten sadece ve sadece sokak hayvanları için bir şeyler deniyordum ve çekilişi de insanları teşvik amaçlı yapıyordum ancak görüyorum ki insanların pekte ilgisini çekmiyor, sanırım beni oradan buradan takip edin her yerde de paylaşın desem daha güzel gelecek insanlara. Son çekiliş için mail gönderenlere de yakın zamanda ulaşıp adreslerini alıp elimden gelen en güzel hediyeleri seçip göndereceğim, buradan da kendilerine teşekkür ediyorum.
Hepinizi öpüyorum...