aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2018 Cumartesi

Askerlik ve İlişki Hakkında / 3. Ay

Merhabalar,
Bu yazımı evimden -Trabzon'dan- yazıyorum.Yaklaşık 20 gündür buradaydım, yarın geri dönüyorum. Pazartesi üniversite hayatımın son dönemine başlıyorum bu yüzden kendimi sık sık bu düşüncenin içinde yoğrulur ve bundan sonra ki hayatımda neler yapacağımı düşünürken buluyorum gerçi biliyorum hayatta bir çok şey hiç de plandığımız gibi gitmiyor ama kişilik meselesi işte düşünmeden de duramıyorum, neyse ki yeni bir hayata başlayacak olmaktan -ne yapıyor olursam olayım- mutluyum. Tatilim genellikle evde tam da istediğim gibi ailemle vakit geçirip dinlenerek geçti. Kardeşim saydığım arkadaşlarımla görüştüm, sevdiğim mekanlarda onlarla zaman geçirdim. Elimde olsa sanırım bir süre daha geri dönmez burada kalırdım, Serkan da olmayınca benim için Sakarya'ya dönmenin pek bir anlamı yok doğrusu. Konuyu Serkan'a gelmişken her ayın sonunda yazmayı planladığım şu askerlik yazısını -yeni bir aya girmiş de olsak- yazayım, sıkıcı mı oluyor bilmiyorum ama erkek arkadaşını askere gönderecek veya benden sonra göndermiş bir çok arkadaşım benden bu konu da sık sık tavsiye aldığına göre bence hiç faydasız da diyemeyeceğim. 

Gelelim asıl mevzuya dağıtım izni sırasında ben Sakarya'daydım bu yüzden sık sık ve rahatça görüşebildik. 29 Aralık günü geldiği için de yılbaşına beraber girme şansımız oldu, 5. yılbaşımızı da böylece beraber kutladık. Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama ben böyle günlere çok önem veriyorum, hediye almalı yada partiler yapmalı bir önem değil tabii ama yeni bir yıla yan yana sarılarak girmek yada başka bir özel gün de olabilir bu, güzel sözlerle o günü yan yana karşılamak benim için çok önemli, bu yüzden yeni yılda benimle olabildiği için gerçekten çok mutluyum. İzin süresi 1 hafta idi en iyi şekilde dolu dolu değerlendirdik, hem arkadaşları ile hasret giderdi hem ailesi ile. Bu izin günlerinde anlayışlı olmak çok önemli zira ben normal bir zaman olsaydı en çok benimle zaman geçirsin ister belki de olay çıkartırdım fakat şunu kabullenmek gerekiyor orada herkesten ve her şeyden uzakta bu yüzden herkesi görmek herkesle zaman geçirmek istemesi çok normal, mesela evden çıkmak istemiyorsa kendinizi üzmenizin hiç bir anlamı yok, evini, koltukta yayılmayı, annesiyle oturmayı özlemiş olması kadar normal bir şey yok. 

İzin bitip usta birliğine de geçince mesajlaşmalarımız biraz azaldı, aramalarımız da öyle çünkü artık daha yoğun oluyor, gün sonunda da çok yorulmuş oluyor arasa bile bir çok telefon konuşmamız 5 dakikayı pek aşmıyordu, özellikle ilk zamanlar. Kısa bir süre sonra tabur komutanı habericisi oldu, tüm gün komutanla olduğundan yine acemi deki kadar mesajlaşıp konuşamıyoruz ama bunu çok sorun etmiyorum, en azından rahatı, huzuru yerinde, komutanı da çok iyi birisi yani yoğunluk ve yorgunluk hariç hiç bir sorunu yok o iyi olunca bende iyiyim. 

Sadece geçen hafta kısa süreli ama yoğun bir sıkıntı ve üzüntü hissettim diyebilirim o da sanırım özlemin birikimi ve kaybetme korkusundan kaynaklanıyor. Hayatlarımızın ayrılaşmaya başladığını hissettim, orada arkadaşları, sorumlulukları var ve bunlar benim dışımda, göremediğim, dahil olamadığım şeyler sık sık konuşamadığımız için paylaşımda aza inince kendimi çok yorgun ve bir birimizden uzak hissettim ve bunu onunla paylaştım, konuştuk o hissettiklerini ben hissettiklerimi söyledim ve bu içimizi boşaltma bence ikimize de rahat bir nefes aldırdı. 

Bunların dışında kalan 17 gün izni kullanmama kararı aldık. Eğer kullanmazsak 253 gün kalmış oluyor. E zaten Ankara yakın hiç gitmesem ayda bir kez gidebilirim, ailesi de gidiyor bu yüzden izin kullanmaya gerek yok diye düşündük. Zaten Mart ayında Serkan mecburi bir ameliyat geçirebilir Şubat sonunda ki doktor kontrolüne bağlı o durumda şuan. Eğer ameliyat durumu olursa 30 gün boyunca Sakarya'da olacak ve askerliğinden sayılacak o günler yani izin kullanmak çok gereksiz geldi tabii dayanamayız ya da ailesi dayanamaz o zaman durum değişebilir bakalım zaman gösterecek. Dün sabah askerlik 18 ay oldu diye bir haberle uyandım bir de kalbime inecekti az daha neyse ki yalan habermiş. 

Durumlar şimdilik böyle, öpüyorum sizleri, tatlı canınızı hiç bir şey için sıkmayın, bu dünya gelip geçici, tüm dertler, tüm kavgalar gelip geçici. Sorumluluklar elbette var ama kalan zamanlarımız da vahlanmak yerine kalbimizi, zihnimizi ve vicdanımızı tatmin etmek, küçük mutluluklarla şenlenmek en iyisi... 

28 Aralık 2017 Perşembe

Askerlik ve İlişki : 2. Ay

Günlerim genel itibari ile yoğun geçiyor, finaller başladı çünkü. Ders çalışmaktan hoşlanmasam da bu yoğunluktan hoşnutum, böylece zaman hızla akıp gidiyor. Bu yıl son senem ve artık ciddi anlamda okul denen illetten kurtulmak istiyorum, gerçi mezun olanlar şimdi böyle söylediğin için pişman olacaksın, okulu çok özleyeceksin diyorlar ama bilemiyorum. Lisedeyken de bitince liseyi özleyeceğimi söylerlerdi, hiç özlemedim. Okul hayatına dair özlediğim tek yer anaokulu :D Bu yüzden sanmıyorum ki üniversiteyi özleyeyim. Düşününce şaka gibi geliyor 16-17 yıllık eğitim hayatım bu yıl sonlanıyor -açıköğretimi saymassak- garip bir duygu aslında. Sanki seneye yepyeni bir hayata uyanacağım gibi hissettiriyor. Her neyse...

Gelelim diğer meseleye; bu ayın sonunda askerlikle ikinci ayımız bitiyor. Her ay bununla alakalı yazı yazmayı planlamıştım, yazacağım da. Geçen sefer de söyledim sanırım, hem bana iyi geliyor, hem geleceğe anı bırakmışım gibi hissettiriyor hem de günün birinde benim gibi birisi"acaba erkek arkadaşım askere gidince bizi neler bekliyor?" diye merak eder ve araştırmaya koyulursa ona fikir olsun istiyorum.

İkinci ay içerisinde aslında çokta önemli gelişmeler olmadı. 1 veya 2 hafta önce usta birliği belli oldu. Belli olacağı günü daha öncesinden öğrendiğimizden o gün gelene kadar heyecandan öldük ikimizde. O güne kadar ne dualar ettim, ne kadar yalvardım iyi bir yer olsun diye bir Allah bir de ben biliyoruz. Ve istediğimiz gibi de oldu sonuç, acemi birliği Ankara'daydı, usta birliği de yine Ankara çıktı. Gerçekten nasıl sevindiğimi anlatamam, riskli bir yer çıkarsa korkusu bir yandan, uzak bir yer çıkar da görüşemeyiz stresi bir yandan içim içimi yemişti beklerken fakat korktuğumuz gibi olmadı. Normalde acemi birlikleri genellikle bir ay oluyor fakat Ankara'da onun bulunduğu yer de iki aydı bu yüzden dağıtım iznine de bu cuma geliyor, yani yılbaşında beraberiz. Yılbaşına denk geldiği için de ekstra mutluyum 2013'den beri tüm yeni yıllara birlikte girdik ve buna ayrı gireceğimiz için üzülüyordum fakat şans yine güldü ve 2018'e de beraber giriyoruz. Gerçekten şanslı bir çiftiz, ben kişisel olarak da şanslı bir insanım aslında ama o ayrı bir mesele. :)

Peki ilişkimiz nasıl gidiyor? Ruhsal olarak ayrı ayrı nasılız? Aslında her şey oldukça yolunda. Uzaklık duygusal anlamda iyi geldi bile diyebilirim, özlemek ve beklemek, sabretmek gerçekten aramızda ki bağı güçlendiriyor bence. Bunun yanında belki saçma gelecek ama ona karşı bir hayranlık duygusu da yeşermeye başladı içimde, kıyafetin etkisinden mi yoksa o psikolojiyi kaldırmasının etkisi mi bende anlayamadım ama onunla ilgili her duyguya kapılarım sonuna kadar açık. Özlem bağları güçlendirse de zor günler de yaşatmıyor değil. Saçma sapan yerler de insanın aklına geliyor, bir şarkı da, yürüdüğün bir yolda, bir sohbetin içinde... Ama bunların da keyfini çıkartmak gerekiyor çünkü nereye giderseniz gidin bu tarz bir özlemi bir daha asla yaşayamayacaksınız, kıymetini bilmek gerek. Ruhsal olarak ise zor zamanlar geçirdiğim olmadı desem yalan olur, zor günler de geçirdim normalde en ufak sıkıntımda -ondan kaynaklansa bile- ona koşardım haliyle şimdi koşamadım, koşmak istemedim çünkü zaten eminim oda ruhsal olarak sıkıntıdayken huzur vermek yerine huzursuz etmek istemedim. Nitekim sürekli de mutsuz değildim ve mutsuz kalmadım, genele baktığımız da bence ikimiz de iyi idare ettik, ediyoruz.

Tüm bunların yanında askerlik psikolojisi zor bir şey. Bir sürü insanla aynı yerde yaşamak, kurallara uymak zorundasın, her gün aynı şeyler, belli bir alan, çoğunlukla sevmediğin yemekler, uykusuzluk, soğuk, özlem ve tüm bunlara rağmen güçlü olmak gerekiyor. Hep bunu düşünüyorum bu yüzden, ben evimdeyim rahatım, huzurum yerinde. Ona da huzur vermeliyim diye düşünüyorum hep sanırım ana şartta bu; huzur vermek. Hele başlarda şu 1 hafta önceye kadar hiç bir olumsuzluktan bahsetmiyor, hep harika bir sesle telefonu açıyordum, beni neşeli görünce sesi kötüyse bile konuşma ilerledikçe düzeliyordu. İtiraf edeyim 1 haftadır ara ara mızmızlıklar yapmaya başladım, gücüm azalmaya başladı bende zaten gelecek diye abartmadan kendimi saldım çünkü giden için olduğu kadar bekleyen içinde zor. Tüm sorunlarını, sıkıntılarını paylaşırken bir anda paylaşamaz oluyorsun. 

Sonuç olarak yoğun bir özleme rağmen her şey şimdilik yolunda ama bence asıl askerlik usta birliğine geçtiğinde başlayacak. Tek şansımız yakın olmamız böylece ne zaman istersem gidip görebilirim bundan dolayı içimi sıkıntılarla doldurmak istemiyorum. Eğer sizinde gitmesi yakın bir sevdiğiniz var ise hiç endişe duymayın, günler hızla akıp geçiyor, özlem aradaki bağı kuvvetlendiriyor ve sevgi katlanıyor. Bunun haricinde geriye yapılacak çok az şey kalıyor, sığınacak liman ve bol huzur kaynağı olmak, ha bir de sabırlı olmak. Sabrın sonu selamet demişler ya bence gerçekten öyle. Tabii daha ikinci ay bitti, kalan on ayda bizi neler bekliyorum bilmiyorum ama bence güzel günler çok yakında...

28 Kasım 2017 Salı

Askerlik İlişkiyi Etkiler mi? Nasıl Etkiler? 1. Ay

Bir aydır ertelediğim Bilim Felsefesi ödevim için oturmuştum aslında bilgisayarımın başına, hocamız bilgisayarda yazmamazı istemiş ödevi -daha az önce öğrendim- onu yazayım diye oturdum, ha bir de bir iki kaynakta internetten bulayım diye -makale falan işte- Gel gelelim ki bir anda blogum düşüverdi aklıma, illa da bir şeyler yazmam gerek diye içim içimi yedi sonuç olarak daha başlamadığım ödevimi yarıda bırakıp buraya koştum, sonra ona devam edeceğim.

Madem öyle biraz sohbet edelim diyorum ne dersiniz? Bugün sabahtan beri yazsam mı yazmasam mı diye düşündüğüm aklımı kurcalayan bir konu vardı aslında sanırım bundan bahsedeceğim. Benim şu aralar hayatımın odak noktası ve en önemli gündemim askerlik. Erkek arkadaşımın askere gittiğinden zaten daha önce ki yazılarımda bahsetmiştim. Şuan bahsetmek istediğim konu ise sanırım bu süreç olacak. Belki okuyanlara gereksiz gelebilir fakat bu askerlik konusu ortaya atıldığından beri daha kesinleşmediği zamanlarda bile ben iyiden iyiye tedirgin olmuş, biraz da stresli birisi olarak acaba süreç nasıl ilerleyecek, aramızda neler değişecek, ilişkimiz nasıl olacak diye düşünmeye başlamıştım. Hatta bu yüzden internetten başkalarının tecrübelerini araştırmış, kendime yol haritası çizmeye çalışmıştım. Bu yüzden istiyorum ki benim gibi birileri varsa belki onlara yararı dokunacak bir şey olur çünkü ben cidden içimi oldukça karartan saçma sapan şeyler de okumuştum. 

Öncelikle şunu söylemem gerekir; size şunu veya bunu yapın demeyeceğim yada illaki şöyle böyle olur da diyemem sonuçta herkesin yaşantısı, kişiliği, ilişkisi bir birinden farklı bambaşka insanlarız. Sadece kendi tecrübelerimi bu bir yıl içinde zaman zaman -kimseyi de bu konuyla bunaltmadan-yazmak istiyorum. Bu yazdıklarım hem size önden bir bilgi, hem bana içimi dökme fırsatı hem de geleceğe güzel bir anı olacak. O halde lafı yeterince uzattığıma göre başlayabilirim...

Öncelikle Serkan yani erkek arkadaşım askere Kasım ayında gitti, Ekim'in 13'ünde nereye gideceği belli olmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam da tecilini Ağustos veya Temmuz ayında kaldırdı. Şuan Ankara'da acemi birliğinde askerliğini yapıyor, onun acemisi iki ay sürecek. 
Gidelim neredeyse 1 yıl öncesine, Serkan, 1 yıl öncesinden beri durmadan bu askerlik düşüncesini ortaya atıyordu, tabii ben direk yıkılma moduna giriyorum ne yaparım ne ederim, asla dayanamam, onsuz yapamam gibi... Sürekli gittiğini düşünüyordum ne bileyim işte bazen kahkahalarla bana bir şeyler anlatırken bir anda bu hallerini ne kadar özleyeceğimi, giderse bir yıl bunlardan mahrum kalacağımı düşünüp ağlamaya başlıyordum. Sonra dediğini yaptı ve tecilini kaldırıp gerekli işlemleri yaptı Kasım'ın 2'sinde teslim oldu. Gitmesine son 1 ay kala resmen ölecekmiş gibi davrandığımı kabul ediyorum, sanki Kasım geldiğinde sonsuza kadar gidecekmiş gibi... O güne kadar neredeyse her gün internetten yada tecrübeli insanlardan nasıl davranmam gerekir, gittiğinde nasıl olacak, acaba aramız nasıl olacak diye sorup araştırdım. İnternette gerçekten çok umutsuz şeyler yazıyor, bir çok kişi de geldiğinde bambaşka birisi olacak diyordu. Belki de öyle olacak henüz bilmiyorum gideli henüz bir ay oldu. 

Peki şuana kadar durumlar nasıl ilerdi? Nasıl gitti? Bir kere iletişim tabii ki eskisi kadar yoğun ve sık olamadı fakat zaten bunun gayet bilincindeydim hatta beklentimi o kadar aşağıda tutmuştum ki bu konuda neredeyse hiç zorlanmadım. Zaten tüm sevdiklerini geride bırakıp zor koşullara gitmiş bu yüzden sığınabileceği bir liman olmalıyım diye düşündüm her zaman. Özellikle ilk günler telefonu her zaman güzel bir sesle açmaya çalıştım, asla ağlamadım -ki bu benim için inanılmaz zordu- Şöyle düşünün sevdiğiniz insan, her gün yanınızda olan insan, bambaşka kimseyi tanımadığı bir yerde, yaşayacağı alan belli, sürekli kendisine emir veriliyor, normalde kalktığı saatten en az 2-3 saat önce uyanıyor, 50-60 kişi ile aynı odada uyuyor ve daha neler neler bu yüzden iyi hissetmeye ihtiyacı var bende bu yüzden her zaman iyi hissetsin diye uğraştım zaten oda bir iki haftadan sonra iyice alıştı, arkadaş edindi. Kaldı ki bizim şansımız Sakarya ile Ankara'nın yakın olması oldu yani o gittikten iki hafta sonra kalkıp onu görmeye gidebildim. Hayatımın en gururlu günlerinden birisini daha yaşamış oldum böylece, sevdiğiniz insanı o şekilde asker olduğunu görmek, o dimdik duruşunu görmek çok gurur vericiydi, en azından benim için. Bir kaç gün önce de yemin töreni vardı işte hayatımın en gururlu günü de o gündü, gözlerim doldu, heyecandan elim ayağım titredi, bilmiyorum ben mi çok abartıyorum, çok büyük ve değerli mi görüyorum böyle şeyleri ama içim öyle büyük bir gururla doldu ki anlatamam gerçekten. Sanki bir daha sevdim onu öyle bir his. Yani tüm bu süreç boyunca tek bir olumsuz şey yaşamadım. Sadece çok sabırlı olmaya çalıştım, günde 5 dakika konuşuyorsak sesini duydum ya şükür dedim içimden hep. Zorlanmadım değil zorlandım çünkü alışmışız her saniye konuşalım, ne olduysa hemen anlatalıma ama gidince öyle olmadı bazen anlatmam gereken bir şey olduğunda bir hafta ertelemeyi öğrendim. 

Sonuca gelmem gerekirse gerçekten şunu söyleyebilirim bence eğer taraflar bir birini seviyorsa sabretmek gerekir, her koşula karşı sabretmek ve bir birine liman olmak gerekir. Bilemiyorum belki daha 1 ay olduğundan böyle konuşabiliyorum, belki 5 ay sonra çok daha farklı şeyler söyleyeceğim ama şuanlık durumlar ve hislerim böyle. Şimdilik içimde özlemin büyüttüğü bir sevgi var, giderek artıyor. Büyük bir gurur var oda biraz gözlerimi dolduruyor. Ha bir de biraz çaresizlik var oda elimden bir şey gelmemesinden ama hepsi geçecek çünkü zaman gerçekten hızla akıyor... Yani mutluyum diyebilirim, eğer aynı durumu yaşıyor yada yaşayacaksanız canınızı sıkacak hiç bir şey yok. Bu günler daha güzellerinin başlangıcı, iyi bir hayat dersi. Öpüyorum, kendinize iyi bakın :)

15 Kasım 2017 Çarşamba

Kendime Gelişim

Havaların güzel, benimse anlatmak istediğim şeyler olmasından dolayı yazmaya başladım bugün. Aslında neredeyse bir hafta kadardır yazmak aklımda olan bir şey fakat ne vakit bulabildim ne de ruhsal olarak içimde bir güç.

Geçen yazımda erkek arkadaşımın askere gideceğinden bahsetmiştim Kasım 1 gibi onu gönderdik. Gitmeden önce gideceği düşüncesi nefesimi kesiyordu, sanki o gidince tek başıma kalacakmışım, nefessiz kalacakmışım ve bir sene boyunca bir boşlukta çırpınarak geçecekmiş günlerim gibi gelmişti. Önce ki yazılarımı okuduysanız ruhsal olarak ne kadar çabuk düştüğümü bilirsiniz. Gönderdiğimiz gün gerçekten hayatımın en zor günü olabilir, nasıl ayakta durdum, o günü nasıl geçirdim bilmiyorum, bir ömür gibiydi. Tüm arkadaşları tüm tanıdıkları oradaydı gitmesi bir yana onca tanıdığı insanın içinde onu yollayacak olmakta başka bir taraftan beni strese sokuyordu ama şunu anladım ki öyle bir anda insan kimseyi umursamıyormuş ve gönderdim. 

Sonrasında gelen günler de farkettim ki ben gidecekmiş gibi değil de çocuk ölecekmiş gibi davranıyormuşum, saçmalıyormuşum. Hayat onun içinde benim içinde devam ediyor, günler hızla geçiyor ve bu uzaklık bize güzel şeyler katıyor, katacak. İkimizi de olgunlaştıracak.

Tüm bu gitmeden ve gittikten sonraki süreçte sanki birisi beni silkeledi ve kendime geldim gibi hissettim başka bir taraftan. Hayatta hiç bir şeyin önemli olmadığını anladım, sevdiklerimiz yanımızdaysa -kalben bile olsa- bundan daha önemli bir şey yokmuş. Edilen küçük kavgalar, küslükler ne kadar önemsizmiş aslında. Biz 4 yıldan fazladır beraberiz ve 4 yıldır içimde istemeden biriken irili ufaklı kırgınlıklarım vardı ve hepsi önemini öyle bir kaybetti ki unutulup gitti. Çünkü anladım ki önemli olan tek şey ona duyduğum sevgi imiş. Bu kendime geliş sadece ondan ibarette değildi tabii aileme karşı, arkadaşlarıma karşı herkese duyduğum kırgınlıklarım gitti artık çünkü sevdiklerimiz gidebiliyor. Hayat gerçekten kırılmak, küsmek için çok kısa bunu anladım. Belki bu duygusallıktan kurtulunca bu düşüncelerimi de unutacağım insanız sonuçta ama baki kalmasını dilerim.

Bu arada Ankara'ya gitti, malum ben Sakarya'dayım, buraya çok yakın olunca pazar günü oradaydım bu da beni rahatlattı aslında, gidebileceğimi bilmek içimi daha ferah tutmama yardım ediyor. Onu öyle asker kıyafetleri ile görünce içim gururla doldu, bugünleri de görebildim diye şükrettim istemsizce. Allah daha güzellerini de gösterecek umarım. Kısacası o üzüntülü hallerimi geri de bırakarak sadece tadını çıkartmaya çalışıyorum, mutluyum. Mutlu olmamam için bir sebep yok çünkü.

Bunun haricinde vize haftam şuan, nefret ettiğim asla yapamam dediğim Osmanlıca'yı bile hallettim sayılır. Yapabildiğim kadar, çalışabildiğim kadar kendimi çokta zorlamadan çalışıyorum. Hayatta okuldan, derslerden çok daha değerli şeyler var bence yaprak hışırtılarını dinlemek, güneşin batışını izlemek, yemek pişirmek ve afiyetle yemek gibi, sevdiğin bir diziyi izlemek, güzel bir kitap okumak, kaliteli bir müzik dinlemek gibi... 

Mutlu olun, gülümseyin ve bir birinizi çok sevin. Hepinizi çok çok öperim...

30 Kasım 2016 Çarşamba

Aşk Sesini Öpmeyi İstemek Gibi

   Bugün biraz aşktan bahsedelim istiyorum.
Aşk gerçekten büyüdüğümü hissettiğimden beri, sanırım içimde barındırmayı en sevdiğim duygu. Sürekli aşık olan birisi değilim elbette zaten insanın öyle her gördüğü insana da aşık olabileceğini sanmıyorum.
   Aşk bana göre nedir biraz bundan bahsetmek istiyorum, ruhumu sarıp sarmalayan içinden asla çıkmak istemeyeceğim bu güzel his nedir onu konuşalım biraz.
   Aşk herkeste farklı şekillerde tezahür eden, herkesin kendisine has insanı kökünden değiştiren bambaşka bir şey.
   Aşk, kalbin yumuşamasıdır, merhametle dolmasıdır bence. Aşık bir insan nasıl kötü olabilir bilmiyorum. Bir başkasının her şeyini düşünmek, kendinizle bir tutmak gibi bir şey onu. Sanki bir parçanız gibi benimsemek, gülüşünü izlemek, sesini, nefesini dinlemek.
   Ayrılık dahi olsa onunla geçirilen güzel anılara sahip çıkmak, bir gün dünyanın en berbat insanı olduğunu öğrenseniz dahi anılarınıza saygı duymak, kalbinizden onları asla atmamak. 
   Aşka aşık olmak belki de, ona aşık olmak ve sonra ona duyduğunuz güzel aşka da aşık olmak. Aşka aşık olmak ve onun size duyduğu aşka aşık olmak.
   Hatırlanan güzel bir anıda, belki size attığı bir güzel bakışta mutluluk gözyaşlarına engel olamamak.Bir küçük günaydın mesajında bu mesajı alabildiğiniz için şükretmek Allah'a ve mutluluktan yine ağlamak.
   Gururunuzun yok olması belki de aşk, öyle sevmek ki gurur yapmamak, özür dilemekten korkmamak. Ellerini asla bırakmamak. O sizi bıraksa da bırakamamak, vazgeçememek. 
   Hayatınızdaki tüm üzüntüler de ona sığınmak, sizi üzüntüden öldüren o olsa bile tesellisini yine ondan beklemek. 
   Güzel sevmek, kokusunun rüzgarına takılıp, sesinin tınısından sevmek. Aşk sesini öpmeyi istemek gibi ya da mutluluktan ağlamayı sevmek gibi. 
   Biraz şiirvari oldu yazdıklarım sanırım ama insan aşkı anlatırken istemeden şiirselleşiveriyor sanırım her şey. Aşık olun! Aşk acısını da yaşamış birisi olarak konuşuyorum dünya da acısı bile yaşanmaya değer, acısı bile güzel olan tek duygu aşk bence, yaşayın kaç yaşında, kim olursanız olun dibine kadar mutluluğunu da acısını da en dibine kadar yaşayın! 

1 Ocak 2016 Cuma

BİR AĞUSTOS AYI HEDİYESİ



^^ Yeni yılın ilk günü. 01.01.2016 ^^



   Hayatım boyunca aldığım en güzel hediye bir Ağustos ayında idi.  O hediye zamanla bana daha güzel hediyeler verdi. Bir güzel söz, bir güzel şarkı, bir güzel anı…

Bugün onun hakkında yazmak istiyorum.

   Dün geceden beri zırıl zırıl ağlıyorum mutluluktan. Dün ki yazımda da söyledim ya yeni yıla girecek olmak benim için çok kıymetli diye. Öyle kıymetli bir gün yaşadım ki.
Mutluluk elime bir kağıt verdi, okudum. İnsan ilk cümlede mutluluktan ağlamaya başlar mı? Hem de öyle böyle bir ağlamak değil. Zırıl zırıl yani salya sümük böyle. 

   Dünyanın en güzel şeyi sevildiğini hissetmek gerçekten, birisinin sana değer verdiğini bilmek, hissetmek. Bazı zamanlar kavga ediyorsunuz, tartışıyorsunuz hatta çok kırıldığınız anlar oluyor. Böyle hiç toparlayamayacak gibi hissediyorsunuz. Ama sonra öyle bir sözcük, öyle bir bakış, öyle bir şey oluyor ki insan bir anda kendini dimdik ayakta buluyor. Sizi düşüren yine sizi kaldıran oluyor, yaralarınızı saran oluyor. Üstelik kendi açtığı yaraları sarıyor bir de başkalarının açtıklarını da sarıp iyileştiriyor.

Aşk, sevgi dünyanın en güzel duyguları.

    Ben şimdi gözlerimi kapatıp mutlu olduğum anları düşünüyorum da yarısı onunla hatta daha fazlası. Sonra yine gözlerim kapalı üzgün olduğum anlarımı düşünüyorum yine hepsi onunla. Birisinin sizi üzmesi bile bazen o kadar güzeldir ki çünkü düşünsenize o an üzülmüyor olmanızın tek sebebi onun olmaması olabilir, olmayışı ise acı.

   Üçüncü kez yeni bir yıla girdik. Belki bu son yeni yıl kutlayışımız belki de yıllar sonra üç ufacık gelecek bize. Ama şuan benim için kocaman. Her senenin nasıl kıymetli olduğunu görüyorum. Ne kadar çok şeyin değiştiğini, hayatın bize neler getirdiğini. Ama aramızda ki şeyin değişmediğini görüyorum, büyüdüğünü, geliştiğini ama değişmediğini…

Belki diyeceksiniz ki bunlardan bize ne valla bende bilmiyorum size ne ama paylaşmak güzel.

   O kadar güzel anılar yaşadım ki, iyi ki diyorum iyi ki bu kadar çabalamışım, iyi ki hiç yılmamışım.
Benden size bir öneri hatta belki nasihat, seviyorsanız ve ufacıkta bir umut varsa bırakmayın. Unutmayın koca koca çınarlar bile bir zamanlar sadece birer fidandı. Kim bilir belki sizin de bir çınarınız olur.

   *** Herkese iyi seneler, bu yıl aşık olun, daha fazla sevin, daha fazla mutlu edin ve mutlu olun. Daha fazla gülümseyin. Gözyaşlarınız mutluluk gözyaşı olsun bu yıl. Sevgiyle ve aşkla... ***