blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2016 Salı

Nostaljik Parçalar ile Mim

   Hayat Bitene Kadar adlı blog sahibi -tıklayarak yazısına ulaşabilirsiniz- beni geçtiğimiz günlerde kendi başlatmış olduğu bir mime etiketlemişti ne zamandır bunun hakkında yazmak istiyordum ancak fırsat bulabildim diyebilirim.
   "Dinlediğimiz, sevdiğimiz, eski parçaları sizlerle paylaşmak" mimin konusu. Ben açıkçası sürekli olarak eski şarkıları dinleyen ve bundan da büyük haz alan birisiyim bu yüzden hangisini paylaşmak istediğimi bir türlü seçememiştim ta ki dün akşama kadar. Uzun zamandır dinlemediğim bir şarkıyı -şarkı demek bile saygısızlık gibi geliyor ona- yeniden dinleyince bunun gerçekten neredeyse en iyisi olduğuna emin oldum ve sizlerle onu paylaşmaya karar verdim. Umarım sizde keyif alırsınız, öpüyorum.
Bende bu mime nostaljik şeyleri sevdiğini bildiğim Cafe Tigris'i mimliyorum.


9 Kasım 2016 Çarşamba

Geç Kalmış Film Yorumları/ Ekşi Elmalar ve İkimizin Yerine

   Her geçen yıl benim için daha da yoğunlaşıyor. Bu yıl daha da yoğun, geçen yıl ki dersleri boşvermişliğin acısını çekiyorum bir taraftan. Tabii bu yoğunluk asla sevdiğim şeyleri yapmama engel olamıyor, sinemaya gitmek gibi... 
   Beklediğim, güzel olduğuna inandığım bir film olduğunda onu görmeden yapamıyorum.
   Geçtiğimiz aydı sanırım, Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları'na gitmiştim şuan üzerinden çok geçtiği ve vizyondan kalktığından çok yer ayırmayacağım fakat mutlaka ama mutlaka izleyin. Ben çok beğendim, benim için eksik hiç bir yanı yoktu. Kaldı ki ben bu tarz filmlere bayılırım, bu filmede bayıldım.

   Şimdi asıl konumuza gelecek olursak; hala vizyonda olan iki film var, bende geçtiğimiz haftalarda gidip gördüm bu filmleri.


   Öncelikle ilk vizyona giren "İkimizin Yerine" isimli film olduğundan ben ondan başlamak istiyorum;
   Beğenmedim! Spoiler vermeden nasıl hislerimi anlatabilirim bilmiyorum fakat konusu, geçen olaylar beni rahatsız etti, canımı sıktı. 
   Aslında sırların ortaya çıktığı yer olan ana konu filmin farkını ortaya koyarak onu klasik olmaktan çıkartıyordu fakat üstün körü işlendi ve geçildi ana konuya koyulan şey aşk gibi gösterildi ve seyirciden çift kavuşamıyor diye ağlanması beklendi. Üzülmesi beklendi. Bu açıdan benim için tam bir fiyaskoydu. 
   Bana göre tiksindirici, toplum üzerinde kötü etkiler bırakan, gençleri kötü yönlendiren bir film olmaktan ileri geçemedi, kaldı ki genel anlamda açık görüşlü birisiyimdir ama bu film tarzındaki olaylar bence açık görüşlülüğü kaldırabilecek cinsten değil. Benim orada gördüğüm -spoiler vermeden konuşmak çok zor- aşktan veya ana olayla bağlantısından çok utanmazlık, ahlaksızlık gibi şeyler oldu, siz ne düşünürsünüz bilmiyorum. 
   Ha bir de son olarak, güzel bir oyuncu kadrosuna sahip bu filmin böyle kötü olması ekstra üzdü.


   Gelelim "Ekşi Elmalara";
   Ekşi Elmaları sevdim. Zaman zaman çok durağan olduğu ve biraz sıkıldığım olmadı değil ancak hem güldürdü hemde biraz geçmişe götürüp bir aşk, geçmişte, bir doğu şehrinde nasıl yaşanır, aile nasıldır bunları gördük. Güçlü, dağ gibi dik duran bir adamın devrilişini gördük. İmkansızlıkları, vazgeçişleri ve asıl mutlulukları gördük. Bazı sahneleri beni ağlattı mesela, çok güzel işlenmiş sahneler olduğunu söyleyebilirim.
   İzlemeyenler vardır diye anlatamıyorum ancak bizim önemsiz gördüğümüz şeylerin bazı insanların nasıl hayallerinde olduğunu gösterdi film. 
   Ben beğendim, sizlere de tavsiye ediyorum, filmi izlerken size tavsiyem her karakterin yerine kendinizi tek tek koyun ve onlar gibi hissetmeye çalışın bu şekilde daha anlamlı olacaktır diye düşünüyorum.

4 Kasım 2016 Cuma

Sevgiden ve Merhametten Ne Kadar Uzağız


Bu yazıyı şuan haberleri izlerken yazıyorum. Ülkemizde durmadan görmek istemeyeceğimiz görüntülerle, duymak istemeyeceğimiz şeylerle karşılaşıyoruz.
İzlemeden de olmuyor, gözlerin kapalı yaşayamassın çünkü. Ancak gerçek anlamda psikolojim elvermiyor artık. Boğazıma bir şeyler takılıyor her izleyişimde, hemen her haberde.
Bu kadar büyük olan nedir diyorum.
Güzel bir vatanımız var, cennet gibi bir ülkemiz, harika bir kültür geçmişimiz var. Neyi paylaşamıyoruz? Herkesin imrenerek baktığı bir Ata'mız var. 
Tek ihtiyacımız biraz sevgi değil mi sizce de? Bir birimizi sevmekten ne kadar da uzağız.

Fox Tv'yi izliyorum ben. Fatih Portakal'a bayılıyorum, o kadar mantıklı bir insan, o kadar aklı başında ve sağ duyulu ki. 

Her gün gözaltılar, tutuklamalar, patlamalar, ölümler, tecavüzler, hırsızlık, cinayet ve daha kim bilir neler neler. 

Şuan izlediğim bir haber var mesela dehşet içindeyim, gözyaşlarımı tutamıyorum bir anne kendi öz çocuğunu ceza diye çamaşır ipiyle arabasının arkasına bağlayıp sürüklüyor. Anne ya anne! 
En merhametli olması gereken kişiler annelerken, bir annenin şu yaptığına bakar mısınız? Daha ne bekleyebilirim diyorum bu toplumdan.

Sonra geçtiğimiz günlerde Sapanca'da sokak köpekleri zehirlendi, resmen bir katliamdı olanlar. Sosyal medya yankısını görenleriniz olmuştur belki, o videoları falan. Kaldı ki bu olay Türkiye'nin her yerinde sürekli olan bir uygulama, Sapanca daki olay sadece yankı buldu, sosyal medya görünürlüğüne sahipti bu kadar. Sesini çıkaramayan, bir kap yemeğe, bir kap suya biraz sevgiye ihtiyacı olan canlara bunu yapmak neden? Ve zehirleme o kadar acı verici bir öldürme şekli ki. 
Tamam anlıyorum sevmeye bilirsin, korkabilirsin, nefret dahi edebilirsin ama zarar vermeni gerektirmez bu. Lütfen sevmiyorsanız görmezden gelin. Kalbim acıyor gerçekten.

Bu kadar merhametsizliği kaldıramıyor yüreğim artık. Daha 20 yaşımdayım ben ve geleceğe dair umudum neredeyse kalmadı. 


3 Eylül 2016 Cumartesi

Harry Potter Geri Döndü!

   Harry Potter'ın yeni kitabı "Harry Potter and Cursed Child" yani "Harry Potter ve Lanetli Çocuk" bayağı bir zaman önce raflarda yerini aldı sanırım biliyorsunuzdur. Yeni kitap dedim ama hata mı ettim bilmiyorum. Sonuçta kitap J.K Rowling'e ait değil sadece bazı yerlerde ufak dokunuşlar yapmış.
Tabii ki spoiler verecek değilim fakat sanırım şu kadarını söylemem de sakınca yok, kitap Hogwarts savaşından 20 yıl sonrasını konu alıyor, yani ana karakterlerin çocukları neler yapıyor bunu öğrenme fırsatı sunuyor bizlere. 


Aslında kitap, tam olarak kitap formatında yazılmış bir roman değil, aslında sergilenen bir tiyatro oyununun senaryosu. Yani 8. kitap bu olsun denerek uyarlanıp yazılmış değil zaten hikaye de başta dediğim gibi J.K Rowling'in elinden çıkma değil. 
Henüz kitabın Türkçe'ye çevrilmiş hali bulunmamakta ama yakında Yapı Kredi Yayınlarından geleceği ile alakalı bir şeyler okudum ve sanırım çevirmenlikleri de Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu'ya verilmiş.
Aslında ben Harry Potter dahi olsa fantastik kitapları okumayı seven birisi değilim, bu tarz eserler de çok şey kaçırdığımı bilsem de daha çok filmciyim. Fakat kitap tiyatro oyunu olduğundan ve onu görme fırsatım olmadığından ve olamayacağından kitabı okumam gerekiyordu, üstelik hep içimde bir umutla hikayenin devamını beklemiştim, henüz tamamını bitiremedim. İngilizce'm anlamda kötü olduğundan kitabı okumak benim için zorlu bir yol fakat elimden geleni yapıyorum ve şuana kadar hiç beklemediğim şeylerle karşılaştım ve sevmediğim, hiç hayalimdeki gibi olmayan bazı şeyler oldu. Yine de bu dünyanın en berbat kitabı olsa dahi Harry Potter olması ona aşık olmam için yeterli bir sebep.
Bu arada kitabın dilinden bahsetmek gerekirse şöyle söyleyeyim, benim İngilizce'm gerçekten kötü ve ben biraz sözlük yardımı ile okuyup, okuduğumu da anlayabiliyorum. Günlük konuşma dili ile yazılmış, zaten genellikle karşılıklı diyaloglardan oluşuyor, sadece aralarda mekanı anlatmak veya ufak notlar geçmek için yazılar girilmiş benim için bunları anlaması biraz daha zor olabiliyor. Ama eğer ortalamanın biraz üzerinde bir dil bilginiz var ise fazla zorlanmadan okuyabileceğinizi düşünüyorum. Fiyat faslına gelirsek ben D&R'ın internet sitesinden aldım, mağazalarda biraz daha pahalı bu yüzden size de eğer almayı düşünürseniz internetten almayı öneriyorum, bunun yanında çevirisinin de yakında raflarda olacağını hatırlatırım.
Bir başka konuya da gelecek olursak, yakında yeni bir Harry Potter filminin de bu hikayeye dayanarak çıkacağı söylentiler arasında. Harry Potter rolünü ise yine Daniel Radcliffe'nin üstleneceği söyleniyor, eğer gerçekten yeni bir film geliyorsa umarım filmde eski oyuncuları kullanırlar, ben her türlü yeni bir filmden mutlu olacağım fakat eğer farklı oyuncular kullanılırsa bunun izleme zevkini oldukça düşüreceğine inanıyorum. 
Siz ne düşünüyorsunuz? Lütfen bana yorumlar da yazın. Sizi seviyorum. 

18 Haziran 2016 Cumartesi

Neler Yapıyorum?

   Çok uzun zamandır burayı inanılmaz ihmal ettiğimin farkındayım ve gerçekten bunun vicdan azabını çekiyorum, kendime burayla alakalı olarak verdiğim sözleri tutamıyor, hedeflerimi gerçek kılamıyorum.
Size yapabilecek olduğum bir açıklama da yok doğrusu. Sadece girmiyorum, yazmıyorum işte. Sebepsizce her şeyden elimi ayağımı çektim. Bir tek gazetede yazmaya devam ediyorum düzenli bir şekilde, benim için oldukça önemli biliyorsunuz.
Derslerim yine felaket durumda. Çok çok kötü. Ciddi anlamda okulumun uzayacağı daha şimdiden belli. Bölüm değiştirmek istiyorum ancak Sakarya'dan da gitmek pek olacak iş değil benim için şuan, sevdiceğimde ayrılmak zor geliyor bunun yanında çok güzel bir düzenim var orada yeni bir şehre adapte olmakta zorlanacağımı düşünüyorum.
   Şuan evimde, Trabzon'dayım zaten biraz daha huzurluyum doğrusu tek problem erkek arkadaşımı biraz özlüyor olmam o da atlatılamayacak bir durum değil şuan için.
Geçiş meselesi olmayınca tabii bende alternatif olarak açıköğretim okumaya karar verdim öyle veya böyle Felsefe biter de sevmediğim, iş bulamayacağım bir bölüm olarak kalır.
Aslında bakarsanız geçen yıl Felsefe'yi delicesine seviyordum da. Fakat şuan kendime bir dönüp bakıyorum da Felsefe deyince bile kusasım geliyor.
Bakalım hayat bana neler getirecek göreceğiz.
   Yazmak için ajandama not aldığım o kadar şey birikti ki görmelisiniz. 4-5 tane bitmiş şampuan kutusu biriktirdim ki sırf resimleyip sizlere bahsedeyim diye sonra ne yaptım biliyor musunuz? Yurttan taşınma günüm gelip çatınca hepsini çöpe yolladım.
Bu sorumsuzluklardan dolayı gerçekten fena kızgınım kendime, her birinizden de çok özür dilerim ama sanırım insan zaman zaman böyle olabiliyor.
   Hediyeleşme etkinliği de başlatmıştım biliyorsunuz, o da iptal oldu işte. Finallerdi, taşınmaydı ve bir de benim sorumsuzluklarımdı derken ilgilenemedim, adres yollayanları zahmete soktuğum için inanın çok üzgünüm hepinizden tekrar tekrar özür diliyorum, affınıza sığınıyorum.
   Şimdilik benden bu kadar, yakında görüşmek üzere...

7 Mayıs 2016 Cumartesi

HEDİYELEŞME ETKİNLİĞİ BAŞLASIN!!!! (İPTAL EDİLDİ)


   

Uzun bir aradan sonra merhabalar canlarım,
Hepinizi çok özledim gerçekten. Yine çok yoğun bir dönemden geçiyorum her zaman olduğu gibi. Okul da Genç Yeşilay topluluğu yönetim kurulunda görevliyim ve orayla ilgilenmekten bir de üzerine gazete için çalışmaktan farkındayım burayı fazlasıyla ihmal ettim. Ancak şimdi geri döndüm, yani umarım.
   En son bir etkinlik fikri sunmuştum sizlere ve olumlu geri dönüşler alınca yürürlüğe koymaya karar verdim. 
Şimdi şöyle anlatıyorum : 
   Bu bir hediyeleşme etkinliği. Etkinliğin amacı isteyen ve katılım gösteren insanların karşılıklı hediye alıp vermesini sağlamak yani aslında amaç koca bir gülümseme :)
Bunun için şöyle yapacağız, katılım göstermek isteyen kişiler bana mail yolu ile
AD - SOYAD, YAŞ, ŞEHİR, ADRES ve BLOG ADRES'lerinin yer aldığı bir mail atacaklar bu kadar. Mail adresim yazının sonunda yer almakta.
Bende katılım göstermek isteyen herkese bir çekiliş düzenleyerek hediye gönderecekleri kişilerden haberdar edeceğim böylece herkes herkese hediye gönderiminde bulunabilecek.
Yalnız şöyle bir ricam var lütfen ama lütfen gönderi de bulunmayacak kişiler mail atmasın. 
Bu hem hediye alacağınız hemde göndereceğiniz bir etkinlik olacak! 
Unutmayın maddi değeri çok yüksek hediyeler almamıza gerek yok, önemli olan hediyeyi gönderdiğimiz kişinin yüzüne koca bir gülümseme yerleştirmek. Görüşürüüzzz :)
EDİT : Bir yorum ile eksik verdiğim bir bilginin farkına vardım. Sonuçlar belirlendikten sonra en son gönderim 30 Haziran gibi bir tarihte olur diye tahmin ediyorum :)

Katılım son günü 30 Mayıs'tır!

Mail Adresim : slnogzhn@gmail.com

16 Nisan 2016 Cumartesi

HEDİYELEŞME ETKİNLİĞİ!



Merhabalar arkadaşlar,

Kısacık bir yazı yazacağım bugün. Size bir fikrimden bahsedeceğim aşağıya yorum olarak ne düşündüğünüzü yazarsanız ortaya güzel bir etkinlik çıkacak diye düşünüyorum.

Şimdi şöyle ki çeşitli bloglardan vs "hediyeleşme etkinliği" adı altında bazı şeyler okudum, bir de geçenlerde İnstagram' da da bununla alakalı bir şeye denk gelince fikri çok hoşuma gitti.
Öyleyse bu "hediyeleşme etkinliği" nedir nasıl yapılır bahsedeyim sizlere; Hediyeleşme etkinliği bünyesinde katılım göstermek isteyen herkes bana adını soyadını adresini mail yoluyla gönderecek, bende kura çekip kimin kime hediye göndereceğini seçeceğim. Kim kimden hediye aldığını bilmeyecek -bunu bir tek ben bileceğim :D - ve tüm hediyelerin bir gönderi süresi olacak. Süresi içinde göndermeyenler için henüz bir yaptırım düşünemedim, bilemiyorum şuan ama buraya bir şey düşünülmeli bence suistimal edilsin istemiyorum çünkü. Bunun dışında ben çok güzel olacağına inanıyorum açıkçası, tanımadığımız insanlardan hediye almak ve hediye göndermek bence çok güzel olacaktır. 

Siz bu etkinlik hakkında ne düşünüyorsunuz? Eklemek veya çıkarmak istediğiniz şeyler var mı? Önerileriniz neler? Lütfen aşağıya yorum bırakın. Gerçekten istek olur ise bir kaç gün içinde başlatmayı düşünüyorum.

Kocaman öpüldünüz :)

27 Mart 2016 Pazar

Tarkan'ın Yeni Albümü!




Tarkanın yeni albümünü dinlediniz mi?
Ben takıldım kaldım resmen. 
Bu arada söylemiş miydim Türk Sanat Müziği çok severim.
Tarkan'ı da severim ama fanı olacak kadar çok olduğu da söylenemez. Çok başarılı bir sese sahip olduğu inkar edilemez tabii. Ama bu albüm bambaşka bir güzel olmuş. Mutlaka dinlemenizi öneriyorum.
Bu hafta gazetede ki köşemde de bu albümden bahsettim, gerçekten bayağı başarılı olmuş.

   Tarkan zaten başarılı, zaten sesi güzel. Ama bu albüm de ki tüm şarkılar da sesi ben buradayım diye bağırıyor. Bir çok Türk Sanat Müziği sanatçısına taş çıkartmış. Onu daha öncede dinlemiştik bu tür de söylerken ama seçtiği parçalardan mıdır bilinmez tam manasıyla ha-ri-ka olmuş.

   Bir kaç gündür günde iki üç kez tüm albümü başa sarıp sarıp dinliyorum. Bence Tarkan bundan sonraki müzik hayatına Türk Sanat Müziği ile devam etse fena olmaz :) Ülkemizin özü Türk Sanat ve Halk müzikleridir. Gündemde, ön planda olan sanatçıların bunları tekrar hatırlatması gerçekten çok önemli yoksa unutulup gidecekler.

   Kısaca mutlaka bir dinleyin. Müzik marketlerin yanı sıra dijital platformlardan da satışa sunulmuş. Etik gereği satın alın desem de internete de çoktan düştü artık karar sizin. ( Ben internetten dinliyorum tabii ama birisi bana alıp hediye etmek isterse kapım açık :D )

    Bu arada Tarkan beş yıldır albüm yapmıyormuş biliyor muydunuz? Beş yıl sonra ilk albüm bu olmuş. Çokta iyi olmuş beş yılı unutturmuştur tüm hayranlarına. Ben öyle hayranı falan değildim hala değilim ama bu albümün hayranı oldum. Bu arada albümün çıkış tarihi 11 Mart yani daha yep yeni. He bir de adıda "Ahde Vefa" Ve de 9. stüdyo albümüymüş. Bunlar da diğer detaylardı.


Haydi öpüldünüz kuzular, görüşürüüüzzz :D

26 Mart 2016 Cumartesi

YOUTUBE KANALLARI BURADA / 1

Merhabalaaaarrrr,




Bugün sizlere sıkı takipçisi olduğum ve eminim çoğunuzun tanıdığı bazı Youtube kanallarından bahsedeceğim. Yaptıkları iş aslında bizden çokta farklı değil tek fark bizler yazmayı onlar kamera karşısında olmayı tercih ediyor. İkisinin de ayrı ayrı zorlukları var doğrusu. Bir de şu var ki Youtube içinde bulunduğumuz dönemde daha çok rabet gören bir platform.
Her neyse  gelelim asıl mevzuya yani ben kimleri takip ediyorum ve onlar hakkında neler söyleyeceğim,

DUYGU ÖZASLAN


Kendisi bir makyaj vloggerı. Yani bu ne demek? Kendisi makyaj ve kozmetik üzerine içerik üretip bunu izleyenlere sunuyor. İzlemeye başladığım günden beri özellikle teknik anlamda en çok gelişme gösteren vlogger kendisi.
Makyajın m'sini bilmiyorken ondan bayağı şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Yani benim makyaj hayatım Duygu ile başladı. Son zamanlar da profesyonelleşmeye başlamanın da etkisiyle doğallığını biraz kaybetmeye başladığını düşünsem de yinede izlenmeye değer olduğunu, çok başarılı olduğunu ve daha da başarılı işlere imza atacağını düşünüyorum. Kanalına buradan ulaşabilirsiniz.

MERYEM CAN


Bence kesinlikle Youtube' da ki en tatlı kişi Meryem Can. Kanalını oldukça büyük bir hızla büyüttüğünü söyleyebiliriz, nasıl olduğunun sırrını cidden merak ediyorum. Çok neşeli, enerjik bir kız bu yüzden tüm enerjisini izlerken size de yüklüyor ben en çok bu açıdan seviyorum sanırım. Hiç bir yapmacıklığı olmadan tüm doğallığı ile karşınıza geçtiğinden ben bayağı seviyorum. Şu konuda bir vlogger diyemeceğim sanırım ortaya karışık takılıyor. Bir bakıyorsunuz komikli bir şey bir bakıyorsunuz oda ne! Günlük makyaj. Beğeniyle takip ediyorum. Kanalına buradan ulaşabilirsiniz.

ORKUN IŞITMAK


Güzel içerikleri ve aşırı fazla abonesi olan Orkun ara sıra komikli videolar çekerken sanırım bazen oyun videoları da çekiyor -oyun videoları ilgi alanım değil :D- Çok enerjik ve aşırı sevimli olduğundan izlemekten büyük keyif alıyorum. Gerçekten inanılmaz komik olabiliyor. Kanalına buradan ulaşabilirsiniz.


RUHİ ÇENET


Katil zanlısı gibi çıktığı bu fotoğrafı seçme sebebim sanırım katil olabileceğini düşünmem. Tanımayan yoktur sanırım. Neden korku videoları olduğunu anlayamadığım ama yüklediği şeyleri de izlemekten kendimi alamadığım kişi. Gerçi sanıyorum ki artık farklı tarzlarda videolar yükleyecekmiş. Zaten ödümüzü yeterince patlatmıştı. Bir nesli daha korkudan öldürerek amacına ulaştığı için kendisini tebrik ediyor ve kendisi hakkında ki yazımızı şu cümlelerle sonlandırıyoruz "mutlak olan kaderde mutlak olmayan bazı şeyler vardır içinize sonsuza dek dehşet şaçar ve düşündükce ruhunuz hastalanır." Kanala buradan ulaşabilirsiniz.


GÖRKEM KARMAN


Aslında Görkem'i blog sayfası sayesinde tanıdım ilk kez. Oda Duygu gibi makyaj vloggerı. Daha sonra da zaman zaman bir kaç videosunu izlemeye başladım. Youtube'dan sürekli takip etmesem de Snapchatten daima takipte olduğum bir vlogger. Kedisi Üzüm'e bayılıyorum. Güzel bilgiler veren, oldukça sorumluluk sahibi birisi. Yaptığı işi sevdiği ve değer verdiği her halinden anlaşılıyor. Güzel, pozitif enerjisi insana iyi geliyor. Mutlaka tavsiye ederim. Buradan kanalına ulaşabilirsiniz. Bloguna ulaşmak için ise tık tık. 


Youtube kanallarından bahsettiğim yazı dizininin ilkini okudunuz. Yaklaşık 3 veya 4 yazıdan oluşacak bu dizin için takipte kalın. Hepinizi kocaman öpüyorum canlarım.





22 Mart 2016 Salı

Hayat Güzel ve Hayat Kötü!




**Okumaya başlamadan önce sizden ricam bu şarkı ve okumaya aynı anda başlamanız. Ancak o zaman yazının anlamını hissedebileceğinizi düşünüyorum.



Spotlight Soundrack

   Bazı zamanlar, bazı hisler olur ya... Sizce hayat gerçekten nedir? diye sorduran, hissettiren...
Bazı müzikler vardır ya hani, acının tam ortasından geçen. Bazı görüntülerden daha gerçek, her şeyi yüzünüze birer birer çarpan ve sizi derinlere daldıran.

   Hayat güzel ve hayat kötü... Ne kadar büyük bir ironi değil mi hayat? Öylece zamanda asılı kalmışız gibi. Aslında tek başımızaymışız ve başka kimse yokmuş gibi... Sanki koca dünya da bir tek benmişim de diğer her şey bir görüntü gibi... Sanki gözlerimi kapatıp açsam kapkara bir boşlukta uyanacakmışım gibi. 

   Bazı zamanlar kendimi sanki uzaktan izliyormuşum gibi ; sanki iki tane ben varmışta oracıkta oturuyor kendi yaşamımı izliyormuşum gibi... Sanki sadece o derin sızı geldiğinde tek kişi oluyor, o ikinci ben bu anlarda gidiyormuş da dünya tam da işte o zaman tüm sessizliği ile beni içine alıyormuş gibi, sanki işte o an gerçekten insan oluyormuşum gibi...

   Bazı müzikler...

   Koca dünyanın tüm kötülükleri bir anda görünür kılınmış gibi... İçimin sesleriyle dolu sanki dünya.

   Bazı anlar olur ya... İçindeki ağır sızıdan başka şey hissetmessin. Sanki kalbin atmaz, kanın akmaz olur, atsa duyacak olursun. Sanki o an yaprak kımıldamaz, kuş ötmez olur, tüm çiçeklerin kokusu unutulur.

   Hayat güzel ve hayat kötü...

8 Mart 2016 Salı

Haftanın Blogu Seçilince: HOŞ GELDİNİZ! :)




   MERHABALAAARRR,

   Bu yazımı Cafe Tigris'in beni haftanın blogu seçmesi üzerine yazıyorum.
Umarım fazla gecikmemişimdir, okul falan derken ancak fırsat oldu.
Benimle ilgili olarak çok güzel şeyler yazmış, okuyunca nasıl mutlu oldum anlatamam. Buradan girerek siz de okuyabilirsiniz :)
Kendisi de çok güzel kalbi olan birisi, her zaman güzel duyguları, düşünceleri ile gülümsememizi sağlayan, blog sayesinde tanıdığım en değerli insanlardan birisi oldu. Çok tatlı bir insan.
Buradan da kendisine çok teşekkür ediyorum.

   Blog hayatıma 4 Aralık günü başladım bakıyorum da sadece 4 ay geçmiş. Aslında çok kısa bir süre ama ben yıllardır blog yazan birisi gibi hissediyorum kendimi. Sanki yıllardır yazıyorum ve her birinizi de yıllardır tanıyorum. "Burayı yuvaya çevirebilirim umarım" demiştim ve en azından kendim için başarılı olabildiğimi görüyorum.

   Şuan 90 takipçim var ve her geçen gün artıyor, ben bloga başlarken bunun 10 bile olacağını tahmin edemezdim. Hatta bırakın takip etmeyi beni 10 kişinin okuyacağını bile sanmazdım. Bu yüzden okuyan, takip eden, seven herkese çok teşekkür ederim. Hepinizi gerçekten çok seviyorum. Her biriniz hayatıma güzellik katıyorsunuz bunun için hepinize minnettarım.

   Umarım amacına ulaşan bir yazı olmuştur, herkese mutlu günler :)



3 Mart 2016 Perşembe

Neler Yapıyorum?



     
   Saat 01:53 feci şekilde uykum var. Ama buraya yazmadan yatmak ve uyumak istemiyorum. Burası benim için sığınılacak bir liman oldu ilk açtığım günden beri ve her şey iyi giderken o limanı terk etmek istemiyorum.
Fazla şey yapmadan kısmen yorucu bir gün geçirdim. Sandalye tepesinde oturarak iki saatlik filmi neredeyse üç saatte izledim. Günün önceki kısmında ise yarın ki sınav için biraz çalışmam gerekiyordu. Film Oscar' da en iyi film olarak seçilen Spotlight idi. Sinemada izlemeye fırsat bulamamıştım, pişman oldum gerçekten.


Onun hakkında gazetede ki ikinci köşe yazım için bir yazı yazıyordum. Yazarken onu seçtiğime pişman oldum doğrusu çünkü filmden aldığım duyguyu bir gazete yazısında yazması oldukça zorlu geldi. Geçtiğimiz pazarın yazısını blogumdan almıştık ve kafam oldukça rahat başlamıştım gazete hayatına ancak bu hafta özel olarak gazete için yazınca aslında pekte kolay olmadığı görmüş oldum.

   Buraya yazacakta tonla şeyim var ajandama not edilmiş aslında bakarsanız ama sebepsizce o kadar uzun fırsatım olmuyor yazacak ancak sizleri ve buraya yazmayı epeyi özlüyorum.
Gazeteye daha göndermedim bile fakat siz yabancı değilsiniz spoiler verebilirim, filmi oldukça fazla beğendim. Gerçekten en iyi film seçilmesi yanlış olmamış izlerken tüylerimi diken diken etti. Gazete yazımı da internetten takip edebilirsiniz linkini bırakıcam şimdi aşağıya. Geçen haftaki yazımı da her pazar girip bakabileceğiniz linkide.

Herkese sevgiler, çok çok öpüldünüz :)

Geçen pazar ki yazıma buradan ulaşabilirsiniz. ( Blogtan alınmıştır. )
Bu bağlantı ile de her pazar yazılarıma sırası ile ulaşabilirsiniz : Tık tık :)

26 Şubat 2016 Cuma

Bir Adım, Bin Mutluluk :

   Merhaba,

   Dün hayatımın en güzel günlerinden birisini geçirdim, bilmiyorum belki de en güzel günüydü. 
Bir hafta falan önce sanırım Sakarya'da ki bazı gazetelere mail atıyordum. Sebebi de şu ki ileri de basın yayın alanında çalışmayı planlıyorum fakat malumunuz Felsefe okuyorum ve basın alanıyla alakalı hiç bir şey öğrenmiyorum bu sebeple işi öğrenmeye başlamam gerekiyor. 
Her neyse ve sonra gazetelerden birisi geri dönüş yaptı! Bende bir heyecan bir sevinç tabii böyle dans falan ediyorum. Sinema-Müzik köşeyi boşmuş örnek yazı istediler. Bende hemencecik bilgisayarımı kucakladım yurtta internetin en iyi çektiği yere yerleştim açtım wordu yazayım diye, baktım bir yazı 10 dakika da yazılmaz yani. Blogtakilerden seç beğen yaptım gönderdim. Sonra akşama kadar sayfa yenileyerek cevap beklemece falan derken dün sabah bir baktım bir de ne göreyim mail gelmiş! Görüşmeye gitmek için randevu almam gerektiğini yazmışlar, hemen o saniyede aradım herhalde sonra hemen annemi ve sevdiceğimi sırayla arayıp haberi verdim. Onlarda inanılmaz sevindiler. İşte sonrasında yalnız gitmeyeyim dünyanın kırk bin türlü hali var felsefesi ile - bir kadının dramıdır bu- sevdiceğimle gidip görüştük ve görüşmede benim için müthiş geçti. Safa Bey çok güzel ağırladı bizi çokta güler yüzlü, iyi bir insan. 




Sonuç olarak alındım!

   Görüşme boyunca içimde böyle nasıl bir çığlık atma hissi var ama bir bilseniz nasıl mutluyum ama cool görünmeye çalışıyorum artık ne kadar başarabildim orası muamma :D

   Görüşmeyi bitirdik bu pazar yayınlanacak yazıma karar verdik falan derken Safa Bey bizi kapıya kadar geçirdi. Kapıyı kapatır kapatmaz bir atlayıp zıplayışım var görmeniz lazım sevinçten deliye döndüm.



   Biliyorum ki harika yazılar yazan birisi değilim ortalama şeyler yazıyorum ama yine de kendimle belki de ilk defa gurur duydum. Sonunda istediğim şeylere yürümeye başlamanın verdiği keyif inanılmaz güzel benim için.
Yazım pazar sayısında yayınlanacak, bekliyorum, heyecanla...
Herhalde pazar günü sabahın köründe kalkıp gidip hemen alacağım. Ve muhtemelen ömrümün sonuna kadar da o gazeteyi saklayacağım.



***Bu arada hafta sonu Tarkovsky izleyeceğim ve sonra yorumlaması gelecek demiştim ama yurttaki internetin sıkıntısından dolayı bir türlü olmadı. Affınıza sığınıyorum.

Öpüldünüz herkese mutlu günler :)




21 Şubat 2016 Pazar

İFTARLIK GAZOZ Film Yorumu :


   Merhabalar,

   Dün izlediğim bir sinema filminden bahsetmek üzere buradayım şuan. Umarım üst üste iki film yazısı sıkıcı olmayacaktır sizler için.

                                               
Filmin Adı : İftarlık Gazoz
Vizyon Tarihi : 29 Ocak 2016
Süresi : 1s 55dk
Yönetmen : Yüksel Aksu
Oyuncular : Cem Yılmaz, Berat Efe Parlar, Okan Avcı, Yılmaz Bayraktar, Macit Koper, Greta Fusco, Mustafa Alabora
Tür : Komedi, Dram
Konu : "1970’ler Türkiye’sinin barış ve huzur dolu Ege kasabalarından birinde ailesi ile beraber yaşayan Adem, zeki ve çalışkan bir öğrencidir. 5.sınıfı yeni bitiren Adem, yaz tatilini boş geçirmek istemez ve ailesine Gazozcu Cibar Kemal Usta ile çalışmak istediğini söyler. Zor da olsa ailesinden izni koparan Adem gazozcu çırağı olarak çalışmaya başlar. Ramazan ayının başıdır ve Adem camide imamın oruç ile anlattıklarını üzerine alınır, üstelik Berna da oruç tutacaktır. Küçük olduğu için oruç tutmasına izin vermeyen ailesinden gizli oruç tutmaya başlar fakat Ege’nin yaz sıcağında, bir yandan da gazoz satarken oruç tutmak hiç de kolay değildir. Hele de bozmanın kefareti 61 gün iken ve Berna’nın aslında direk orucu tuttuğunu öğrenmişken! Susuzluk ve açlık onu çok yormuştur, seraplar görmeye başlar. Adem’in yaşadığı bu zorluklar, onu bir maceranın içine sürükler."

Yukarıda ki kısım alıntı tabii. Film orada bahsedildiği kadar basit değildi. Sahneler çekimler bana kalırsa üst düzeydi.
Hele ki oyunculuklar gerçekten ciddi anlamda harikaydı. Berat Efe Parlar yaşını başını almış bir çok oyuncuya taş çıkaracak kadar üst düzey bir oyunculuk gösterdi bana kalırsa hatta bir çok sahnede Cem Yılmaz'ı bile ezip geçti.




   Film sizi alıp anında o dönemin Ege'sine götürüyor. Son sahnelerine kadar bol bol güldüğüm bir filmdi. Argolar, küfürler bile oldukça yerli yerindeydi hiç bir şeyde fazlaya kaçılmamıştı. Yani nasıl desem film oldukça duruydu. Abartıdan uzak, sadece sana elini uzatıp seni o günlere götüren bir filmi. Oldukça beğendim.
İzlerken sık sık "ay çoook güzeeel" dediğimi hatırlıyorum. İçimden hep "neden o dönemde orda yaşamak yerine şuan buradayım ki" dedim. Yani bir dönemin samimiyeti böyle güzel anlatılamazdı herhalde.



   Yazan, yöneten, oynayan herkesi ayakta alkışlamak gerekir gerçekten. Şuana kadar izlediğim tartışmasız en güzel filmler arasındaydı. Hatta benim izlediğim bu yıl vizyona giren en iyi filmdi.
Müzikleri de bir o kadar güzeldi hepsi uzun zamandır dinlemediğim ama her duyduğumda içimi cızlatan müziklerdi zaten bir filmin veya dizinin izlenmesinde ki en önemli faktörlerden birisi müzikleri değil midir?
    Hele sonunda olanları bir bilseniz ağlamaktan içim çıktı. Uzun zamandır bir filme bu kadar ağlamamıştım. Her şeyi içimde bire bir yaşadım. Zaten sizi o dünyaya öyle bir sokuyor ki o yaşananları hissetmemek imkansız. Bir de eğer o dönemde ki bazı şeyler hakkında önceden bilgi sahibi iseniz. Hala anımsadıkça ağlamak istiyorum. Neden ağladığımla ilgili sahneden bahsetmek filmi anlatmak olacağından bir şey demiyorum ama şu kadarını söyleyebilirim o dönemde bunların gerçekten yaşandığını bilmek çok içimi yakan bir şey oldu.
   Film boyunca gülümseyip sonunun böyle bitmesi gerçekten sarstı. Fragmanlardan biraz biliyordum böyle bir şeyler olacağını ama bunu asla bilemezdim.

   Çok samimi, çok içten, çok bizden bir filmdi. Vizyondan kalkmadan mutlaka hatta lütfen bir gidip izleyin derim sizide sarıp sarmalayacağına eminim...
Aşağıya kısa fragmanlarını da ekliyorum zaten uzunu bir çoğunuz izlemiştir. Asıl güzel olanlar bunlar.




Tekrar söylüyorum filmi lütfen izleyin ve izledikten sonra bana düşüncelerinizi yazın. Bekliyorum...

Görüşmek üzere...


20 Şubat 2016 Cumartesi

Dünyanın En Güzel Kokusu Film Yorumu :

  
    Merhabalaar,

   Bugün bir film yorumlaması ile karşınızdayım. Bu film yorumlamaları yazmakta pek hoşuma gitmeye başladı açıkçası hatta ay benim bu filmi bloguma yazmam gerekiyor deyip sinema salonlarından çıkamaz duruma gelmem yakındır :)

   Ben bir okuyucudan çok izleyiciyim zaten görsel şeyler beni daha da etkiliyor, izlerken ben olsam şunu şuraya koyardım bu sözü söyletmezdim deyip kendimi o filmin yönetmen koltuğuna oturtuyorum bir anda ve bundan büyük keyif alıyorum. Zaten eğer bir kitap okuyorsam da hemen onu kafamda bir sinema filmine çeviriveriyorum. Bundan büyük keyif alıyorum. 

   Her neyse lafı fazla uzatmadan gelelim filmin yorumlamasına :

Filmin Adı : Dünyanın En Güzel Kokusu
Vizyon Tarihi : 12 Şubat 2016
Süresi : 1s 27dk
Yönetmeni : Mustafa Uğur Yağcıoğlu
Oyuncular : Tuba Ünsal, Rıza Kocaoğlu, Burak Altay, Nezih Tuncay, Açelya Akkoyun, Esra Ruşan
Tür : Romantik
Konu : "Hakan evlilik bağının ilişkileri tükettiğine inanan, sürekli partner değiştiren bir şarkı sözü yazarıdır. Derya ise Hakan'ın hem en yakın arkadaşı, hem de zor gün dostudur. Karşılarına kim çıksa ilişki kurmakta zorlanan bu iki kişi bir yandan da çocuk özlemi çekmektedir. Hakan, Derya'ya bir gün evlenip beraber bir çocuk yapmayı teklif eder. Kaidelerine göre kurulmuş bir evlilikle, çocuk sahibi olduktan sonra ise ilişkilerine iki arkadaş olarak devam edeceklerdir. Derya başta tereddüt etse de, sonrasında teklifi kabul eder." 


    Gel gelelim benim film hakkındaki yorumlarıma, film ortalama bir değerdeydi. Asla kötüydü diyemem ama çok iyiydi kesin siz de izleyin de demek olmaz çünkü gidilmesi gerekli olan bir film değil.
   Benim gözümde televizyonda izleyecek başka şey yokken öyle bakılan bir sinema filmi değerindeydi izlenir fakat sinemaya gidip para vermeye de değmez bana kalırsa.
   Gerçi ben sonunda ağladım yine ama bu önemli bir ayrıntı değil ben romantikli, dramlı şeyler de hemencecik ağlarım o yüzden buna takılmayın.
   Tuba Ünsal'ın oyunculuğunu da pek beğenmiyorum ayrıca. Bana bayağı yapmacık geliyor o kadın. O yüzden onun sahneleri beni biraz itti ki başrolde oynadığı düşünülürse tüm sahnelerde vardı.
   Rıza Kocaoğlu da  sevdiğim bir oyuncu onu genelde yan rollerde gördüğümüzü anımsıyorum eğer kaçırdığım bir başrolü yoksa. Başrolde de oyunculuğu fena sayılmazdı ama ne bileyim çokta beğenemedim.
   Filme de zaten ismini çok beğendiğimden gittim. İsmi bu kadar etkileyici olan bir film daha güzel olabilirdi bana kalırsa.
   Ha bir de filmde çok çok beğendiğim bir şey var o da şu ; Sürekli şiirlerden alıntılar yapıyorlardı bunu bayağı beğendim.
   
   Yani kısaca bence gidecekseniz eğer kalkıp bu filme gitmeye değmez. Sinemadan kalktığında açın internetten izleyin ya da televizyonda yayınlanmasını bekleyin derim ben. İzlemesseniz bir şey kaybetmessiniz.

Ay bir de şu sahneler çok hoştu onu da söylemeden geçmek istemedim. 

   Sanırım anlatımım biraz karışık oldu eğer öyle ise kusura bakmayın lütfen. Herkese mutlu günler dilerim, görüşürüüüzzz!! :)



18 Şubat 2016 Perşembe

Bir Muhabbet Var!





     Herkese merhaba canolar,

   Pazartesi itibari ile Sakarya'ya dönüş yaptım. Haziran'a kadar buradayım artık.
Tatil bana bayağı iyi geldi kendimi dinlenmiş, yenilenmiş hissediyorum. Bütün sıkıntılarımdan arınmış gibiyim.
Geldiğim de Sakarya'yı hiç özlemediğimi de farketmedim değil ama sevdiceğimi bayağı özlemişim.
Ha bir de onunla Sapanca Gölü'nün kenarında oturup sohbet etmeyi.

  Geçen yıl buraya geldiğim zaman ki gibi hissediyorum aslında. Şehir önemli değildi o zaman gözümde. Sevdiğim bir bölüme ve şans eseri sevdiğim insanın şehrine gelmiştim önemli olan tek şey de buydu ve şuan da sanki ilk kez geliyormuş gibi aynı duyguları yaşıyorum.

  Ruh halimi ifade eden en güzel kelime de sanırım ; Duru. Kendimi çok duru çok berrak hissediyorum. Temizlenmiş, tazelenmiş, dinlenmiş, huzurlu, hafif, sağlıklı ve daha bir çok şey gibi hissediyorum. Kısaca söylemek gerekirse iyiyim. Sanki sırtımda çok büyük bir yük varmış ve sonunda kaldırıp atmayı başarmışım gibi. Ya da hafif esintili bir akşam üstünde deniz kenarında olmak gibi bir his.

Umarım tüm yıl boyu böyle devam eder bu durum, derslere de yansırsa bu ruh halim değmeyin keyfime.

Onun dışında bu hafta sonu evdeyken çok tatlı bir misafir ağırladım. Hatta size de gösterme niyeti ile bir kaç fotoğrafını da hemencecik çektim. 

                       

   Bu bebiş hafta sonu benimleydi. Arkadaşımın hamsteri rica etti hafta sonu bakar mısın diye aldım bende bıcırığı bir görseniz nasıl tatlı hareketleri var evdeki herkes hastası oldu. İsmi nedir derseniz bir ismi yokmuş :)

   Dün de bir filme gittim ondan da bahsetsem mi biraz diye düşünüyorum. Aslında bakarsanız filmleri ayrıca tek tek yazmayı planlıyordum ama şuan inanın bilemedim. Sanırım ondan sizlere yarın bahsedeceğim.
Bir de bu hafta sonu itibari ile Andry Tarkovski filmlerini izlemeyi planlıyorum bir aksilik olmassa her hafta sonu bir filmini izleyip izledikten sonra da yine her hafta film hakkında yazı yazacağım.
Bunun dışında vizyondan filmler ve bazı klasik filmleri de izleyip zaman zaman blogta onlar hakkında yazmayı da planlıyorum. Güzel ve herkes için faydalı olacağını düşündüğüm bir yazı serisi olacak bunlar. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Lütfen benimle paylaşın!

  Bunun dışında yazı yayınlayacağım gün ve saatler belli olsa nasıl olur sizce? Lütfen bu konudaki düşüncelerinizi de yorum olarak aşağıya bana bırakın!

Hepinizi öptüm :)

Beni snapchatten de takip etmek isterseniz snap hesabım "visneelikiraz"


12 Şubat 2016 Cuma

Bir Kitap Yorumu : Ters Düz - Mert OFLUĞLU

   Merhabalar tatlılarııımm,

   Söylediğim gibi Ters Düz'ü bitirdim. ( Ters Düz'ün yazarı Mert'in bloguna buradan ulaşabilirsiniz. ) Şuan gece on bir buçuk suları fakat siz bu yazıyı yarın okuyabiliyor olacaksınız, kitabı da fotoğrafladığımda yarın yazım yayına hazır olacak.



   Kitabı anlatmam gerekirse - tabii ki şöyle olmuş böyle olmuş deyip daha okumanıza fırsat vermeden size sonunu söyleyecek değilim- şunları söyleyebilirim kitaptaki hikaye Trabzon'un bir köyünde geçiyor ve ben Trabzon'luyum. O yüzden kitabın diliyle ilgili yetkili kişi gibi belirleyici yorumlar yapamasam da betimlemenin doğrulu ile alakalı yorum yapabilecek kadar bilir kişiyim bana kalırsa.


   Zaten kitabın yazarı Mert'te Trabzon'luymuş. Yazdığı her satırdan bu öylesine anlaşılıyor ki. Oraları hayal etmediği gerçekten bildiği, gördüğü. O çam ağaçlarının altında belki de yürüdüğü. Betimleyici diline bayıldım gerçekten. 

   Kitabı okumanın verdiği his inanılmazdı. O kadar bildiğim yerler betimlenmişti ki sanki orası uydurma Bozbalık köyü değil de benim köyümdü. Okurken saati bile unutmamı sağladı, her kelimesinde kendimi kendi köyümde, yaylalarımda buldum. Kitabın kahramanı Ece her eve gidişinde kendimi anneannemin köy evindeymiş gibi hissettim. 

Bir de ara ara ismi geçen yöresel yemekleri anneme sorup bizim o yemeklere verdiğimiz isimleri de öğrenmeye çalıştım. 
Zifin çiçeği dediğinde mesela "yaa acaba o hangisiydi?" oldum.
İsmi geçen kuşlar bile hemen dikkatimi çekti köy sabahlarına uyandığımda o kuşların sesini benimde duyduğumu anımsadım.

   Ne kadar doğru bilemiyorum ama bazı yerleri okurken ise Ece de hiç tanımadığım Mert'i gördüm. Sanki Mert kendi hayatının bazı kesitlerini, bazı duyguları Ece de anlatmış gibi hissettim. Kastettiğim şey olay örgüsü değil tabii. Ama Ece'nin köyüne geldiğindeki duyguları sanki gerçekten saf olarak Mert'e aitmiş hissine kapıldım okurken. Çünkü bir insan sanki o duyguları yaşamadan hayal edemez düşüncesine kapıldım bilemiyorum. Bu yüzden kitap beni sıcaklığıyla anında sarıp sarmaladı.


Olay örgüsüne gelirsek bir hayli heyecan vericiydi bence. Sürekli "ee hadi şimdi ne olacak" diye bir sonraki sayfaya geçtim böyle böyle kısa süre de kitabı bitirdim. 

Kitabı böyle her elimden bıraktığım da sanki yüksek bir yerden düşüyormuşçasına bir hisse kapıldım elimden biran olsun bırakmak istemedim. 


Okumak için bu kadar geç kaldığıma inanılmaz pişmanım. Açıkcası ortalama düzeyde bir kitap olmasını bekliyordum fakat az öncede dediğim gibi tüm sıcaklığıyla beni inanılmaz sardı. Olay örgüsü de, yazarın dili de çok güzeldi hatta ikinci kitabı heyecanla bekliyorum fakat tüm bunların yanında beni en çok etkileyen şey betimlemelerin harika oluşuydu o betimlemeler beni sıcacık kuzine sobanın yandığı yaylalarıma ve köyüme götürdü. 

Mert'in son kısımda yer verdiği teşekkür bölümü de çok güzeldi ben zaten duygusal bir insanım hemen gözlerim yaşardı falan...

Ben de Mert'e teşekkür ediyorum güzel kalemi için ve inatla bu kitabı yayınladığı için :) Bu arada kendisine buradan sesleniyorum sanırım Trabzon'a gelmiş bir daha ki gelişinde kendisiyle tanışmak isterim. Duy sesimi Mert! :)

***Çok uzun bir yorum yapıp sıktıysam affola. Hakkında çok şey yazılacak bir kitaptı benim için aslında hala durdurulması zor bir istekle yorumlarımı yazmaya devam etmek istiyorum fakat öyle ya sizi sıkmakta istemem.


Kendinize çok iyi bakın ve siz de biran önce kendinizi Bozbalık Köyü'nün güzelliğine bırakın, öpüldünüz :)


Siz kitap hakkında ne düşünüyorsunuz? 

11 Şubat 2016 Perşembe

Kadının Yüreği Dolu : Bir Mim Yazısı

Merhabalar,

   31 Ocak günü Cafe Tigris tarafından zaten yazmayı da düşündüğüm bir konuda mimlenmiştim. Ancak yazabiliyorum gecikme için herkesten özür dilerim.


   Kadın olmak... 
   Kadın olmak zor zanaat hele de böyle bir ülke de. Kadın her şeyle ilgilenip çoğu zamanda şikayet bile etmeye dahi vakit bulamayan bireydir ülkemizde. Kadın temizlikçidir, kadın çocuk bakıcısıdır, kadın kocasının gönlünü yapmaktan da sorumludur, kadın aşçıdır. Kadın evin psikologudur. Kadın tüm sırları saklayandır bir de üzerine kadın para da kazanır. Tüm bunlara rağmen asla yaranamayandır.
Kaç yaşında olursa olsun kadın kadındır. Ablayken kardeşinin bakıcısı evlenince çocuğunun bakıcısı. Ablayken ya da evinin kızıyken hiç olmassa annesinin tüm bu işlerde yardımcısı evlenince kendi evinin ustası. Ha bir de evlenmeyince de evde kalmış eklenir meslek hanesine. Tüm bunları yapan kadın şiddetin odak noktası olan kadındır da ayrıca. Gel gelelim asıl konumuza :
    Hepimizin bildiği gibi son yıllar da 'bu az önce bahsettiğimiz kadına' yönelik şiddet oldukça artmış bulunuyor. Belki de gün yüzüne çıkıyor kim bilir? Belki de artık kadınlarımız sessiz kalmayı yavaş yavaş bırakıyor.

   2016 yılındayız. 2016. Koskoca 2016. Dünyanın böyle kocaman bilgi yığını olduğu bir zamanda kendimizi nasıl yetiştirmiş olmalıydık farkında mısınız? Hala nelerle uğraşıyoruz.
Hala bir kadın kaçta evden çıkıp kaçta girecek onu konuşuyoruz. Yahu size ne. Si-ze-ne. Bir kadın istediği saatte istediği yere gidebilir. İstediğini giyebilir. İstediği gibi konuşabilir, istediği gibi gülebilir. Ya insan gülse mi ağlasa mı bilemiyor ; bir kadının sokakta dondurma yememesinin gerektiğinin konuşulduğunu bile duydum. Sebebi neymiş peki? Tahrik oluyormuşmuş. Hayır efendim olmayacaksın! O uçkuruna bir dur diyeceksin. 


   Hepimiz Özgecan'ı hatırlıyoruz değil mi? Bir yıl oldu Özgecan aramızdan ayrılalı. Geçen yıl tamda bugün bir yaratık yüzünden kaybettik Özgecan'ımızı. Hatırlıyoruz onun yaşadığı dramı... Onun can havliyle saldırdığı tırnaklarının izlerini gördük biz yaratığın suratında... Sonra bir çok kadın ya benim de başıma gelirse tedirginliği yaşadı aylarca. Hakkınız var mı bunu yaşatmaya? Dışarı da daha kim bilir kaç tane var o yaratıktan. Bu kadınların bunu yaşamaya hakkı var mı? Sizden tek istediğimiz huzur.  
   Öz kardeşe bile güvenilmeyeceğini bile gördük bizler. 
   Kadınların yaşadığı dramın bitmeyeceğini gördüm ben o kadınların yaşadıklarında. 
   Bir kadın konuşur babasından, kocasından, abisinden, kardeşinden dayak yer. Bir kadın bakımsızdır kezban olur. Bir kadın bakımlı olur laf atılır. Bir kadın kısa etek giyer orospu olur. Bir kadın pantolon giyer vücuduna yapıştı olur. Bir kadın kapalı olur yobaz olur.

Artık aklınızın bir köşesine şunları yazın : 
Kadın dilediği saatte sokağa çıkar.
Kadın dilediği saatte dilediği yere gidebilir.
Kadın dilediği kıyafeti giyebilir.
Kadın dilediği gibi konuşabilir.
Kadın dilediği gibi kahkaha atabilir.
Kadın dilediği gibi yürüyebilir.
Kadın dilediği gibi dondurma yiyebilir. Listeyi daha da uzatabilirim eğer gerekli olursa.

   Bizim ülkemiz de bir çok kadın başına bir şey gelmesinden çok gelen şeyin hesabını nasıl vereceğinden dolayı korkuyor bu ülkede. Diyeceğim o ki kadını rahat bırakın artık! 

   Daha neler yazılacak bir konu aslında. İçimin gerçekten dolu da olduğu bir konu üstelik. 
Bir cümle yazıyorum bakıyorum buraya yazılacak gibi değil öyle sert taşlar atıyorum siliyorum. O yüzden yazmaya devam etmemek en iyisi olacak ben zaten asıl meseleyi de anlattım sanıyorum.
Okuyan herkese teşekkür ederim. Bu konuda yüreği dolu tüm kadınları bu mim yazısını yazmaya davet ediyorum. 

Kendinize iyi bakın efenim...

9 Şubat 2016 Salı

Marshmallow'lu Sohbet...

HEYYAAAA!!! 

   Sohbet muhabbet etmek için buradayım bugün, bloga yazmaktan en çok keyif aldığım konular bu sohbet yazıları zaten. Sanki iyi bir dostumla karşılıklı konuşuyormuş hissine kapılıyorum yazarken ve dolayısıyla da bayağı keyifli oluyor yazması.
   Bu aralar havalar genel anlamda güzel gidiyor sabahları odama vuran güneşle uyanmak benim için oldukça keyif verici. Zaten evde olmak nefes almak gibi. 
Bir hafta sonra da Sakarya'ya dönüyorum. Aslında bu tamamen kötü diyemeyeceğim malumunuz sevgili erkek arkadaşım orada ve kendisini yavaştan özlemelere başladım. Ama bir yandan da hiç gitmek istemiyorum gittiğimde neredeyse 4 ay orada olacağım ve bu uzun sürede ailemi ve evimi çok çok özleyeceğim bir de eğer önceki yazılarım da söz ettiysem eğer -ki kesin etmişimdir- çok çok kötü bir dönem geçirdim ve aynı hisleri gittiğimde tekrar yaşamaktan oldukça korkuyorum bu sebeple aslında gitmeyi de pek istemiyorum. Bakalım artık nasıl bir dönem bizi bekliyor göreceğiz.

   Canım da her zaman olduğu gibi inanılmaz erik çekiyor yine. Bu arada aylardır Youtube kanallarını izliyorum sürekli olarak ve çok bayıldığım bir sürü kanal var zaman zaman size bunlardan da söz edeceğim sanırım.
Youtube, kanal falan demişken de bugün İdil Tatari'nin kanalını izlerken -kendisi acayip güzel bir yemek kanalı- bir tarif dikkatimi çekince yapayım dedim. 
Tarif bir tatlı tarifi idi. Malzemesi az ve yapımı kolay bir tarif. Marshmallow tatlısı? diyebiliriz sanırım. Onu deneyeyim dedim işte. 



Tatlının malzemeleri bu kadar. Marshmallow ve 100 gr çikolata. Tabii ben iki kişilik yapacak olduğumdan daha az malzeme kullandım. 
Tarife buradan ulaşabilirsiniz. 

Yalnız şöyle bir şey söyleyebilirim fırından çıkardığınız gibi yemeniz gerekiyor aksi takdir de eriyen çikolata ve marshmallow donuyor ve yenmeyecek durumda oluyor. Bunun dışında güzel bir lezzet özellikle de tatlıya çok düşkün olanlar için ama fazla düşkün olmayan benim için ise fazla şeker yüklü bir tatlı oldu. Ama yine de denemenizi öneririm :)

Ha bu arada kardeşim de bir Youtube kanalı açtı. Oyun kanalı ve henüz 11 yaşında yani hem yaşı küçük hem deneyimi az. İzlemenizi rica ediyorum :) Kanala buradan ulaşabilirsiniz.

Sevgiyle kalın...