16 Kasım 2016 Çarşamba

Sinema Filmi Yorumu : Benim Adım Feridun



   Son zamanlarda izlediğim en iyi film olmasını umarak "Benim Adım Feridun" filmine gittim bu Pazartesi. 
   Çok iyi olmasını umuyordum çünkü Çağan Irmak filmi idi, üstelik hem yönetmenliğini yapmış hemde, Mahir Ünsal Eriş'in, Olduğu Kadar Güzellik kitabından, ilgili bölümü -okumadığımdan ayrıntıya girmek istemem- uyarlayıp senaryolaştırmış. 
   Bir de Halil Sezai biliyoruz yani, dram-komedi filmi idi, kesin çok yüksek performans bekliyorum, birde aniden öğrendim bu filmin çıktığını yani fragman falan da izlemedim. Kesin çok duygu yüklü sahneler bekliyorum mesela, filmin bizi içerisine katacağına çok inançlı gittim. Hele de Halil Sezai'nin bir kez dahi olsa şarkı söyleyeceğine emindim, söylemedi.

   Film gerçekten hayal kırıklığıydı. Ne dramı dramdı, ne de komedisi komedi. 
   "Ersan (Halil Sezai) ve Ayla (Özge Borak) 4 yıldır ilişkileri olan bir çift ve Ayla'nın Ersan'ı terk edişi ile başlıyor film, daha sonra Ersan'ın acısını ve İstanbul'da duramayıp ana kucağına dönüşünü ve öylesine girdiği bir düğünde, damadın babasının kendisini Almanya da küs olduğunu sandığı, erkek kardeşinin oğlu Feridun olduğunu, sanmasıyla başlıyor. Ve aynı düğünde Feridun (yani Ersan), Hayal'e (Büşra Pekin) aşık oluyor." Bunları yazmakta sorun görmedim, kendisi de konu olarak basına verdiği için, ancak bu yazanlardan ileri hiç bir şey olmadığını söylemek isterim.
   Ortada bir ayrılış var hemde 4 yıllık bir ilişkinin ayrılışı, ne bahsedilen acının yaşanmışlığını ciddi bir şekilde görebildik, ne unutma süresine tanık olduk ne de doğru düzgün Hayal'i tanıdıktan sonra ki yeniden aşık olma durumunun heyecanını yaşattı film. Örneğin gizlice girilen bir düğün ve Ersan'ın Feridun sanılması gibi güzel bir konuda inanılmaz eğlenceli sahneler çekilebilirdi fakat sadece bir kaç noktada gülümsedim onun dışında dediğim gibi ne dramdı ne de komedi. Ne ağlattı nede güldürdü. Sanki film bilerek hızlandırılmış ve kısa olması için çalışılmış, zorla çektirilen bir film gibiydi, Çağan Irmak gibi başarılı işlerde imzası olan birisinden bu beklenemezdi.

   Filmde tek takdire şayan şeyler görüntü ve ses kalitesiydi. Bunun dışında izlenmeye değer olduğunu bile düşünmüyorum, hatta şu kadar diyorum televizyona geldiğinde bile kanalda insanı tutabileceğini sanmıyorum. Benim için vasat bir işti. Siz ne düşünüyorsunuz? Lütfen benimle paylaşın.

9 Kasım 2016 Çarşamba

Geç Kalmış Film Yorumları/ Ekşi Elmalar ve İkimizin Yerine

   Her geçen yıl benim için daha da yoğunlaşıyor. Bu yıl daha da yoğun, geçen yıl ki dersleri boşvermişliğin acısını çekiyorum bir taraftan. Tabii bu yoğunluk asla sevdiğim şeyleri yapmama engel olamıyor, sinemaya gitmek gibi... 
   Beklediğim, güzel olduğuna inandığım bir film olduğunda onu görmeden yapamıyorum.
   Geçtiğimiz aydı sanırım, Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları'na gitmiştim şuan üzerinden çok geçtiği ve vizyondan kalktığından çok yer ayırmayacağım fakat mutlaka ama mutlaka izleyin. Ben çok beğendim, benim için eksik hiç bir yanı yoktu. Kaldı ki ben bu tarz filmlere bayılırım, bu filmede bayıldım.

   Şimdi asıl konumuza gelecek olursak; hala vizyonda olan iki film var, bende geçtiğimiz haftalarda gidip gördüm bu filmleri.


   Öncelikle ilk vizyona giren "İkimizin Yerine" isimli film olduğundan ben ondan başlamak istiyorum;
   Beğenmedim! Spoiler vermeden nasıl hislerimi anlatabilirim bilmiyorum fakat konusu, geçen olaylar beni rahatsız etti, canımı sıktı. 
   Aslında sırların ortaya çıktığı yer olan ana konu filmin farkını ortaya koyarak onu klasik olmaktan çıkartıyordu fakat üstün körü işlendi ve geçildi ana konuya koyulan şey aşk gibi gösterildi ve seyirciden çift kavuşamıyor diye ağlanması beklendi. Üzülmesi beklendi. Bu açıdan benim için tam bir fiyaskoydu. 
   Bana göre tiksindirici, toplum üzerinde kötü etkiler bırakan, gençleri kötü yönlendiren bir film olmaktan ileri geçemedi, kaldı ki genel anlamda açık görüşlü birisiyimdir ama bu film tarzındaki olaylar bence açık görüşlülüğü kaldırabilecek cinsten değil. Benim orada gördüğüm -spoiler vermeden konuşmak çok zor- aşktan veya ana olayla bağlantısından çok utanmazlık, ahlaksızlık gibi şeyler oldu, siz ne düşünürsünüz bilmiyorum. 
   Ha bir de son olarak, güzel bir oyuncu kadrosuna sahip bu filmin böyle kötü olması ekstra üzdü.


   Gelelim "Ekşi Elmalara";
   Ekşi Elmaları sevdim. Zaman zaman çok durağan olduğu ve biraz sıkıldığım olmadı değil ancak hem güldürdü hemde biraz geçmişe götürüp bir aşk, geçmişte, bir doğu şehrinde nasıl yaşanır, aile nasıldır bunları gördük. Güçlü, dağ gibi dik duran bir adamın devrilişini gördük. İmkansızlıkları, vazgeçişleri ve asıl mutlulukları gördük. Bazı sahneleri beni ağlattı mesela, çok güzel işlenmiş sahneler olduğunu söyleyebilirim.
   İzlemeyenler vardır diye anlatamıyorum ancak bizim önemsiz gördüğümüz şeylerin bazı insanların nasıl hayallerinde olduğunu gösterdi film. 
   Ben beğendim, sizlere de tavsiye ediyorum, filmi izlerken size tavsiyem her karakterin yerine kendinizi tek tek koyun ve onlar gibi hissetmeye çalışın bu şekilde daha anlamlı olacaktır diye düşünüyorum.

4 Kasım 2016 Cuma

Sevgiden ve Merhametten Ne Kadar Uzağız


Bu yazıyı şuan haberleri izlerken yazıyorum. Ülkemizde durmadan görmek istemeyeceğimiz görüntülerle, duymak istemeyeceğimiz şeylerle karşılaşıyoruz.
İzlemeden de olmuyor, gözlerin kapalı yaşayamassın çünkü. Ancak gerçek anlamda psikolojim elvermiyor artık. Boğazıma bir şeyler takılıyor her izleyişimde, hemen her haberde.
Bu kadar büyük olan nedir diyorum.
Güzel bir vatanımız var, cennet gibi bir ülkemiz, harika bir kültür geçmişimiz var. Neyi paylaşamıyoruz? Herkesin imrenerek baktığı bir Ata'mız var. 
Tek ihtiyacımız biraz sevgi değil mi sizce de? Bir birimizi sevmekten ne kadar da uzağız.

Fox Tv'yi izliyorum ben. Fatih Portakal'a bayılıyorum, o kadar mantıklı bir insan, o kadar aklı başında ve sağ duyulu ki. 

Her gün gözaltılar, tutuklamalar, patlamalar, ölümler, tecavüzler, hırsızlık, cinayet ve daha kim bilir neler neler. 

Şuan izlediğim bir haber var mesela dehşet içindeyim, gözyaşlarımı tutamıyorum bir anne kendi öz çocuğunu ceza diye çamaşır ipiyle arabasının arkasına bağlayıp sürüklüyor. Anne ya anne! 
En merhametli olması gereken kişiler annelerken, bir annenin şu yaptığına bakar mısınız? Daha ne bekleyebilirim diyorum bu toplumdan.

Sonra geçtiğimiz günlerde Sapanca'da sokak köpekleri zehirlendi, resmen bir katliamdı olanlar. Sosyal medya yankısını görenleriniz olmuştur belki, o videoları falan. Kaldı ki bu olay Türkiye'nin her yerinde sürekli olan bir uygulama, Sapanca daki olay sadece yankı buldu, sosyal medya görünürlüğüne sahipti bu kadar. Sesini çıkaramayan, bir kap yemeğe, bir kap suya biraz sevgiye ihtiyacı olan canlara bunu yapmak neden? Ve zehirleme o kadar acı verici bir öldürme şekli ki. 
Tamam anlıyorum sevmeye bilirsin, korkabilirsin, nefret dahi edebilirsin ama zarar vermeni gerektirmez bu. Lütfen sevmiyorsanız görmezden gelin. Kalbim acıyor gerçekten.

Bu kadar merhametsizliği kaldıramıyor yüreğim artık. Daha 20 yaşımdayım ben ve geleceğe dair umudum neredeyse kalmadı. 


23 Eylül 2016 Cuma

Fotoğraf Çekmeye Başladım

   Son zamanlarda fotoğraf çekmeye merak saldım.
   Elimizin altında akıllı telefonlarla geziyoruz bari mesajlaşmak dışında bir şeye yarasın öyle değil mi? 
   Ben de hobi olarak böyle bir şeye başladım, çekiyorum, ufak tefek ışık oyunlarıyla da zevkime daha uygun hale getiriyorum. Tabii güzel bi makineyle çekilmiş kadar olmaz kalite açısından fakat yine de benim gözüme hitap ediyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Önerilerinizi, eleştirilerinizi bekliyorum, hepinizi öpüyorum. 









10 Eylül 2016 Cumartesi

Yaz Dizileri ve "Rengarek"


Bugün Atv'de 7. bölümü yayınlanan "Rengarenk" adlı diziyi biliyor musunuz? Ben ilk bölümünden beri takip ediyorum ve bayağı da sevdim. (Bu bölümdeki üzücü sahnelerin çoğu canımı sıkıp, seyir keyfimi düşürsede)


    Dizinin başrollerini Selin Şekerci ve Kaan Taşaner paylaşıyorlar ve bu ikili gerçek hayatta da beraberler bu da diziye güzel bir elektrik olarak yansımış.

   Konusunu anlatmamız gerekirse Oyuncu olan Selin Şekerci'nin yani dizide ki adıyla Renk'in İzmir de yaşayan ve Veteriner'lik yapan Kaan Taşaner yani Can ile yollarının kesişmesiyle ve Renk'in söylemek durumunda kaldığı yalanlar ve oluşan bir çok aşk üçgenini konu ediniyor. Konu klasiğe yakın anlayacağınız fakat yine de ilgimi çeken güzel bir yapım olduğunu söyleyebilirim.

   Ben bu yaz yayınlanan neredeyse tüm dizileri severek izliyorum açıkçası daha önce bu kadar iyi yaz dizileri olduğunu görmemiştim, tek kötü yanı konular neredeyse bir birinin aynısı. Birbirlerine yalan söylemek zorunda kalan çiftler, karma karışık aşk hikayeleri ve hüzün. Konular genel manada böyle ve sıradan olsa da yine de eski yaz dizilerine oranla çok daha başarılı olduklarını kendi adıma söyleyebilirim ve yeni sezonda bir çoğunun devam edeceğine de eminim.

   Daha bu akşam izlediğim için bugün Rengarenk isimli diziden bahsettim. Başka bir yazımda diğer dizilerden de mutlaka bahsedeceğime emin olabilirsiniz.

   Siz de hangi yaz dizisini beğenerek izliyorsunuz? Ve benimle aynı fikirde misiniz yoksa yaz dizilerinden nefret mi ediyorsunuz? Bana yazın :) Öpüldünüz canlarım.






7 Eylül 2016 Çarşamba

En Harika Dizi : The Magicians


Merhabalaaarr! Son zamanlar da en bayıldığım diziyi anlatmak istiyorum sizlere.

The Magicians! 


Lev Grossman’ın aynı adlı romanından yapılan bir uyarlama. İlk sezonu sadece 13 bölüm yayınlanan bir dizi. Ben sezonu bitirdim ve oldukça beğendim.

 Daha ilk bölümünden beni oldukça etkiledi, fantastik ve sürükleyici hikayeleri sevenlerin beğeneceğine eminim! Sanki biraz Harry Potter ve Narnia karışımı gibi gelsede yine de başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Fakat dizinin bence asıl amacı bizim hayallerimizi süsleyen, özendiren o hayatı sorgulatmak.
Hikaye, Quentin Coldwater isimli bir gencin etrafında dönüyor. Quentin’in okuduğu kitaplardan dolayı sihre duyduğu ilgi ve hayata yüklediği anlamsızlık ve devamında aslında sihrin gerçekliğini keşfetmesi ve kendisini gizlenmiş bir büyü okulunda bulmasıyla hikaye başlıyor.

Nisan 2016 da sezon finali yapan dizinin 13 Aralık – 20 Aralık arasında ikinci sezonunun başlaması bekleniyor oldukça beğenilen dizi internet üzerinde 1,7 milyondan fazla izlenmeye sahip ve halen de izlenmeye devam ediliyor.

Ben de deli gibi ikinci sezonu bekliyorum hemde merakla! Öyle heyecanlı ilerleyen bölümlerdi ki gerçekten sizi ekrana kitliyor ve kalkmanıza izin vermiyor.

Bazen bazı filmler ya da diziler hem oyuncuları, hemde konuları açısından üst düzey olsa da zaman zaman bizi içerisine alamaz, bu dizi gerçekten izleyiciyi o hayata sokuyor ve sadece ekran izleyicisi olmanızdan ileriye gitmenizi sağlıyor.

Kendimce en beğendiğim dizileri barındıran bir listem vardır ve dizi listeyi biranda alt üst edip en üst sıralar da daha ilk bölümden yerini aldı, ilerleyen sezonlarda ve bölümlerde çok daha başarılı olacağına eminim. İzlemenizi şiddetle tavsiye eder hepinizi öperim, görüşürüüüzzz :)

Oyuncu kadrosu.


5 Eylül 2016 Pazartesi

Şampuan İncelemesi : GLISS / Million Gloss

   
   Zaman zaman kullandığım ve memnun olduğum bir saç bakım markasının şampuanından bahsetmek istiyorum sizlere bu yazımda.

   Öncelikle saçlarımın yapısal özelliklerinden bahsetmekte fayda var. Saçlarım için ne ince ne de kalın telli diyemeyiz. Böyle çok bariz belli bir sarı rengi olmasa da sarı saçlara sahibim ve saçlarım oldukça gür. Şöyle söyleyeyim saçlarımı bölmeye kalksak sanıyorum üç kişiye yetecek kadar saç çıkabilir ve bu gürlükle uğraşması gerçekten inanılmaz zor oluyor. Uzunluğuna da gelecek olursak orta uzunluktalar. Ne yağlı ne de kuru saçlara sahip olduğumu söyleyemem bu açıdan normaller sanırım ancak şampuan konusunda son zamanlarda çok seçici olduklarını söylemem gerekir, önceleri böyle değillerdi fakat kullandığım bir şampuanın saçlarımın bu anlamda yapısını bozduğunu düşünüyorum.

   Şimdi asıl konumuz olan Gliss şampuana gelecek olursak önce şampuan neler vaat ediyormuş bir ona bakalım isterseniz : 



   Şampuan, uzun süreli ve göz kamaştırıcı bir parlaklık, milyonlarca ışık yansımasını vaat ediyor. Yoğun parlaklık için Parlaklık-Laminasyon Teknolojisi adı verilen bir teknoloji kullandıklarını ileri sürüyorlar ve şöyle açıklıyorlar ; "her bir teli parlak bir ağ gibi sararak derinlemesine onarım ve uzun süreli parlaklık sağlar."
   Bunların yanında içeriğinde ki sıvılaştırılmış keratin sayesinde saç yüzeyindeki zarar görmüş kısımları onararak saçı yeniden yapılandırmayı ve saç kalitesini artırmayı da vaat ediyor.

   Gel gelelim benim düşüncelerime, ben bir şampuanı -eğer saçıma fazla zarar vermediyse- tek kullanımla değerlendirmem. En az iki üç kutu bitirir kararımı öyle veririm. Bundada öyle oldu zaman zaman ara da vererek herhalde toplam da 4-5 kutu bitirdim. Ve artık anlatacak kadar deneyimlediğimi düşünüyorum.

   Yapısal olarak diğer şampuanlara göre bana biraz fazla sıvı geliyor her kullanımda. İtiraf ediyorum ilk aldığımda kutusu için aldım bana böyle temiz, duru olduğuna dair bir his verdi. Ve bu anlamda yanıltmadı da, çok hoş bir kokusu var ayrıca benim gibi çok gür saçlı birisinde bile iyi bir temizleme sağlıyor, banyodan sonra saçlarımda çok düğümlenme sorunu yaşıyorum genellikle fakat bunu her kullandığımda bu sorunu da en az şekilde yaşadığımı veya hiç yaşamadığımı farkettim. 
Gel gelelim vaatlerine, parlaklık konusunda ilk bir iki kullanımda gerçekten çok başarılı fakat saç şampuana alıştığında yani 4.-5. kullanımda saçlarımın parlaklık yerine matlaştığını farkettim.
Yıpranma yapmadığı gibi görünürde içeriğinde ki keratinden kaynaklanan bir onarımda fark edemedim fakat benim göremediğim bir şeyler yaptıysa bilemiyorum. Şampuanın benim açımdan en büyük sorunu bu şampuanı kullanmaya başladığımda normalde olduğundan çok daha kısa sürede yağlanıyor olması ama yine de bu onu sevmem için engel değil tabii çok harika, müthiş bir şampuan diyemeyeceğim fakat sürekli şampuan değişikliği isteyen saçlarım için değişiklik vakitlerinde beni gerek kokusuyla gerek iyi temizleyen bir şampuan olmasıyla mutlu ettiğinden yeniden alabileceğim bir şampuan.